ALTINTOPLAR Google

ALTINTOPLAR
ALTINTOPLAR

Altıntoplar, mevcut turunçgil üretimimizin %5′ini oluşturmaktadır. Başlıca çeşitler ve özellikleri şunlardır.

MARSH SEEDLESS

Florida’da Ducan altıntopunda meydana gelen mutasyon sonucunda elde edilmiştir. Ülkemizde yetiştiriciliği yapılan en eski beyaz altıntop çeşitlerinden biridir.

Meyve kabuğu, sarı renkte, düz parlak ve incedir. verimdeki ağaçların meyveleri örnek ve salkım şeklindedir. Kabuk meyve etine sıkı bağlıdır. Meyve hafif basık, yuvarlak şekillidir. Meyve eti gevrek, sulu aromalı ve açık sarı renklidir. Çekirdeksizdir (Şekil 17).

Çok verimlidir. Periyodisite eğilimi yoktur. Orta geçci çeşit olup, hasat ı Ocak ortası-Mart başıdır. Meyveler ağaç üzerinde uzun süre kalabilir. Muhafaza ve taşımaya elverişlidir.

Türkiye’de altıntop üretiminin büyük çoğunluğu çeşitle yapılmaktadır. Ancak, son yıllarda, renkli altıntop çeşitlerine olan ilginin artmasıyla, önemi giderek azalma eğilimi göstermektedir.

 ALTINTOPLAR
Şekil 17. Marsh Seedless altıntopu

RED BLUSH (RUBY)

Amerika’da tomurcuk mutasyonu sonucunda elde edilmiştir. Meyve kabuğu pembemsi – sarı ve hafif pürüzlüdür. Kabuk meyve etine orta sıklıkta bağlıdır. Meyveler basık, yuvarlak, salkım şeklinde ve orta iriliktedir. Meyve eti rengi açık pembe pembedir (Şekil 18). Ağaç tacı içinde güneş görmeyen meyvelerde renklenme meydana gelir. Meyveler birbirine değdiği yerde kırmızı yanak oluşur. Çekirdeksizdir.

  ALTINTOPLAR
Şekil 18. Red Blush altıntopu

Taşımaya elverişli, sulu, aromalı ve kaliteli çeşittir. Orta mevsim çeşidi olup, meyveler Aralık-Ocak ortasında hasat edilir. Dört ay süreyle depolanabilir. Her yıl düzenli meyve verir. Türkiye’de Marsh Seedless altıntopundan sonra en çok yetiştirilen çeşittir.

STAR RUBY

Amerika’da Hudson çeşidinin tohumundan yapay mutasyonla elde edilmiştir. 1981 yılında Adana’dan Türkiye’ye girmiştir.

Meyve kabuğu, kırmızımsı renkte, pürüzsüz ve incedir. Kabuğun meyve etine bağlılığı sıkıdır (Şekil 19). Meyve kabuğu ve meyve eti kırmızı renklidir. Taç içinde güneş görmeyen meyvelerde renk teşekkül eder. Ağaçları orta verimlidir. Asidi diğer altıntoplara göre düşüktür. Çok sulu ve lezzetlidir. Türkiye’de hızlı yayılma eğilimindedir. İhracatı en çok yapılan çeşitlerden biridir. Ancak Dünya’da yetiştiriciliği en zor olan altıntop çeşididir. Yetiştiriciliği problemlidir. Yavaş büyür, dalları çok sık ve bol yapraklı olduğundan meyvenin büyümesini önler. Kök çürüklüğüne duyarlıdır. Sıcak iklimlerde güneş yanıklığına aşırı duyarlılık gösterir. Soğuk geçen kış aylarında uç yapraklarda klorofil parçalanması nedeniyle sarı-beyaz renk açılmaları oluşur. Meyveler depolanmaya elverişli değildir. Meyveleri Aralık-Ocak aylarında olgunlaşır. çok taze olarak tüketilmeye elverişlidir. Son yıllarda ülkemizde çeşide olan ilgi azalmaya başlamıştır.

 ALTINTOPLAR
Şekil 19. Star Ruby altıntopu
HENDERSON

Amerika’da 1951 yılında meydana gelen donlardan oluşan göz mutasyonu sonucu Teksas’ta ortaya çıkmıştır. 1984 yılında Adana’dan Türkiye’ye girmiştir.

Star Ruby’e benzer, ancak Star Ruby’den verimli ve ekolojiye uyumlu renkli altıntop çeşididir. Tadı ve görüntüsünden dolayı taze tüketime elverişlidir. Acılık faktörü azdır. Marsh Seedless ve Red Blush’dan erken hasat edilir. Meyve kabuğu açık kırmızı renkli, meyve eti koyu kırmızıdır. Meyveler, basık yuvarlak, salkım şeklinde ve orta iriliktedir. Çekirdeksizdir.

Türkiye’de çeşit olmasına karşın, hızlı sayılabilecek şekilde yayılmaktadır.

OROBLANCO

Amerika’da yapay melezleme yoluyla elde edilmiş çeşittir. 1984 yılında Adana’dan Türkiye’ye girmiştir.

Meyve kabuğu sarı, eti ise açık saman sarısı renginde yumuşak ve gevrektir. Meyveler basık yuvarlak, fakat sap tarafına doğru hafif konik şekilli ve iridir (Şekil 20). Meyveler şekil bakımından örnek değildir. Marsh Seedless’e göre şeker miktarı yüksek asit miktarı düşük, tatlı ve dört hafta erkenci çeşittir. Hasat dönemi Ekim-Kasım dönemi olup en erkenci altıntop çeşididir.

Türkiye için çeşittir. Değişik ekolojilerde denenmektedir.

 ALTINTOPLAR

Şekil 20. Oroblanco altıntopu.

RIO RED

En son geliştirilen renkli, altıntop çeşididir. Ruby red’ten tomurcuk mutasyonu sonucunda ortaya çıkmıştır.

Meyve kabuğu koyu kırmızı renkte ve pürüzlüdür. Meyve eti, koyu kırmızı renkte sulu ve gevrektir. Meyveler uzunumsu yuvarlaktır. Kabuk meyve etine sıkı yapışıktır. Çekirdeksizdir. Meyveler yarı kurak kurak iklimlerde şekil bozukluğu gösterir. Geçci çeşit olup Ocak-Şubat aylarında hasat edilir.

Türkiye için çeşit olup, geçci renkli altıntop isteyenler için olabilecek çeşittir.

TÜRKİYE’NİN BİYOLOJİK ZENGİNLİKLERİ Google

TÜRKİYE’NİN BİYOLOJİK ZENGİNLİKLERİ

Ocak 2005’te yayınlanan Türkiye’ Biyolojik Zenginlikleri adlı kitabın bundan önceki baskılarında da yer alan ve Prof. Dr. Aykut Kence’ hazırlamış olduğu “Giriş” bölümü aşağıda verilmektedir.

Çeşitlilik, biyolojik sistemlerin en temel özelliklerinden biridir. Fizik ve kimyada çalışılan temel parçacıkların ve elementlerin sayısı kaç yüz ile sınırlı kaldığı halde, biyolojik bilimlerin konusu olan canlı türlerinin sayısı üzerindeki tahminler 5 ile 50 milyon arasında değişmektedir. Bununla birlikte, bugüne kadar ancak 1,7 milyon canlı türü bilimsel olarak tanımlanıp isimlendirilebilmiştir.

ş alanını giderek genişleten insanın faaliyetleri sonucunda, büyük kısmı henüz hiç tanınmayan, bilinmeyen canlı türleri hızla kaybolmaktadır. Bazı bilim adamları yeryüzünün canlı türleri bakımından hızla fakirleşmesinin doğurabileceği sonuçların nükleer savaşın etkilerine yakın olabileceğini öne sürerek dünya çapında tedbirler alınması gerektiğine dikkati çekmişlerdir.

Canlı türlerinin kitle halinde olması, yeryüzünün biyolojik tarihinde çok görülmüştür. Bilimsel tahminlere göre bugün yeryüzünde şayan canlı türleri, canlılığın tarihi boyunca var olmuş olan türlerin % 1’inden azını meydana getirmektedir. Buna göre canlı türü evrimsel süreç içinde % 99’dan büyük ihtimalle olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Türlerin olması evrimsel dinamiğin doğal sonucu ise, “canlı türlerinin azalmasından kaygılanmaya yer yoktur” denebilir mi? Yeryüzündeki canlı türleri sayısındaki azalmanın yol açabileceği tehlikelere karşı dünyayı uyaran bilim adamlarına göre, çağdaş insanın sebep olduğu tür katliamı, yakın jeolojik devirlerde gözlenen tür kayıplarından 400 kat hızlıdır ve belki de en az son 65 milyon yıldır boyutta tür çeşitliliği kaybı görülmemiştir. Yeryüzündeki tür çeşitliliğinde ölçüde ve kadar çabuk azalmanın insanlığın geleceğini de olumsuz yönde etkilemesi beklenir.

Biyolojik çeşitlilik, canlıların geçirdikleri milyonlarca yıllık evrim sırasında karşılaştıkları sorunlara buldukları çözümlerin, kazandıkları deneyimlerin gen denilen mesajlar olarak kodlandığı büyük bilgi birikimine, büyük organik kütüphaneye benzetilebilir. Biyolojik çeşitlilik, türü meydana getiren bireyler arasındaki kalıtsal farklılıkları içeren genetik çeşitlilik ve bunun evrimsel uzantısı olan türler arası farklılıkların meydana getirdiği ekolojik çeşitlilik olarak iki ana kategoride ele alınabilir.

Genetik çeşitlilik, türün gen havuzundaki kalıtsal bilginin çeşitliliği, zenginliği olarak tanımlanabilir. Özellikle insan tarafından evcilleştirilmiş ve ekonomik önem taşıyan bitki ve hayvan türlerinin yerel ırkları arasında gözlenen genetik şim farklılıkları, aynı zamanda farklı yerel koşullara uyum özelliklerini yansıttığından, türlerin evrimsel potansiyellerinin korunması ve ıslâh çalışmaları açısından önem taşımaktadır. Her canlı türünün değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilmesi için genetik çeşitliliğe sahip olması şarttır. Yeterli genetik çeşitliliğe sahip olmayan canlı türleri, değişen çevre koşullarına ayak uyduramayarak olmaya mahkûmdur. Genetik çeşitlilik aynı zamanda son yıllarda hızla ilerleyen biyoteknoloji alanında, üstün nitelikli bitki ve hayvan soylarının geliştirilebilmesi için gerekli hammaddeyi meydana getirmektedir.

Ekolojik çeşitlilik ise, belirli bölgedeki farklı ekosistemler, tür toplulukları ve toplulukların içindeki tür sayıları olarak tanımlanmaktadır. tür topluluğundaki tür sayısı arttıkça, topluluğun enformasyon içeriği, tür çeşitliliği de artmaktadır. Aynı sayıda tür ihtiva iki topluluktan her türü temsil birey sayısı bakımından eşit olan topluluk, sadece kaç türün çok sayıda bireyle, diğerlerinin ise çok az sayıda bireyle temsil edildiği topluluğa göre enformasyon içeriği, tür çeşitliliği bakımından zengin sayılmaktadır.

Ekolojik çeşitlilik, yeryüzünde bölgeden bölgeye, özellikle enlem farklılıklarına göre değişmektedir. Kutuplardan ekvatora doğru gidildikçe tür çeşitliliği belirgin şekilde artmaktadır. Günümüzde ekolojinin ve evrimsel biyolojinin en önemli ve ilginç sorularından biri de, ekolojik çeşitlilikte gözlenen bölgesel farklılıkların nasıl meydana geldiğidir. Diğer ilginç soru da, doğa korumacılar tarafından kamuoyuna maledilmiş olan tür çeşitliliği ile ekolojik denge arasındaki nedensel ilişkidir. sorulara verilecek yanıtlar, ekolojik çeşitliliğin ve ekolojik dengenin korunabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Kuramsal ekolojide, özellikle ekosistemlerin matematiksel modelleri ile ilgili araştırmalarda son yıllarda gözlenen son derece ilginç ve önemli gelişmelere rağmen soruların yanıtlarının henüz olarak verilebildiği söylenemez.

Bununla birlikte, eldeki sınırlı bilgilerle biyolojik çeşitliliğin korunmasında etkili programlar geliştirmek mümkün olabilir. Özellikle adasal biyocoğrafya kuramının alan-tür çeşitliliği ilişkileri konusundaki kestirimleri, koruma stratejilerinin geliştirilmesinde önemli katkılar sağlamaktadır. kurama göre, belirli alan genişliğinin kapsayacağı tür sayısı Log S = K + z log A gibi basit ilişkiden hesaplanabilmektedir. ilişkide S tür sayısını, A alan genişliğini, K ve z ise coğrafî bölgelerin özelliklerine göre değişen sâbitleri göstermektedir. Koruma alanlarının meydana getirilmesinde, yukarıda belirtilen ilişki sayesinde ayrılan alanın genişliğinden, korunabilecek ve kaybolabilecek tür sayılarını kestirmek mümkün olabilmektedir. Tropik ormanların tarımsal ve endüstriyel çlarla tahribi sonucu kaybolan kaybolacak türlerin sayıları da, ilişkiden hesaplanabilmektedir. hesaplamalardan elde edilen tahminler ise kaygı verici boyutlardadır. En iyimser tahminlere göre yeryüzündeki canlı türlerinin hemen hemen 1/5’inin önümüzdeki 30-40 yıl içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşı bulunduğu belirtilmektedir. durumda, yeryüzündeki canlı türü sayısı minimum 5 milyon olarak kabul edilse , milyonlarca yıllık evrim sonucunda meydana gelen en az 1 milyon tür, çok kısa süre içinde kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Bilim adamlarına göre şamın 500 milyon yıllık evriminde hiç biyosfer ölçüde tahribata maruz kalmamıştır. Geçmiş paleontolojik devirlerde türlerin kitle halinde kaybına sık sık rastlanmakla birlikte, kayıplar şimdikinden çok geniş süreye (belki de kaç milyon yıl) yayılmıştır. Tür çeşitliliğinin uzun dilimi içinde olması, ekosistemlerin kendilerini kayıplara göre ayarlamalarına ve kaybolan türlerin yerini alacak türlerin evrimleşmesine imkân verebilir. Oysa 30-40 yıl gibi, evrim açısından çok kısa süre içinde meydana gelen kitle halindeki tür kayıpları, ekosistemlerin tamamen çökmesine sebep olabilir. İşin ilginç ve üzücü olan diğer yanı da, tür kayıpları kadar büyük boyutlara ulaşabildiği halde, kaybolmakta olan türlerin büyük kısmı hakkında insanlığın hiç bilgiye sahip olmamasıdır. , büyük bilgi birikiminin, büyük kütüphanenin önemli kısmının , hiç kataloglanmadan sokağa atılmasına benzemektedir.

Biyolojik çeşitliliğin azalması, tropiklerdeki kadar boyutlarda olmasa , sonraki bölümlerden anlaşılacağı gibi, Türkiye için de geçerlidir. Özellikle çok az bilgi sahibi olunan deniz ve tatlı su faunaları, omurgasızlar gibi gruplardaki kayıpların nicelikleri konusunda her hangi tahmin yapmak ise şimdilik mümkün görünmemektedir.

Doğadaki tür toplulukları gelişigüzel araya gelmiş türlerden meydana gelmemektedir. Her topluluk içindeki türler milyonlarca yıllık süre içinde birlikte evrimleşerek karmaşık ilişkiler ağı ortaya koymuşlardır. sebeple, varlığından dahi haberdar olunmayan ve önemsiz görünen bazı türlerin ilişkiler ağından birer birer çekilmeleri ekosistemi birdenbire çökme noktasına getirebilir. Bununla birlikte, ekoloji biliminin henüz ekosistemlerin hangi koşullarda, ne ve nasıl çökebileceği konusunda kesin tahminlerde bulunabilecek kadar gelişmemiş olması, insanlık tarihinde benzer ölçülerde olayın önce şanmamış olması, biyolojik çeşitliliğin azalması konusundaki tahmin ve uyarıların kamuoyunda ciddiye alınmasını engellemektedir.

Biyolojik çeşitliliğin korunması için gerekçe olarak ekosistem dengesindeki önemi dışında, insanlığın yararı açısından pek çok sebep sayılabilir. Kitabın diğer bölümlerinde sebeplerle ilgili pek çok örnek sıralanmaktadır. Biyolojik zenginlikler tıp, tarım ve endüstride önemli yararlar sağlamaktadır. Gelecekte de yararların, zenginlikler geniş biçimde araştırılarak tanındıkça, artarak devam etmesi beklenir. önce öngörülmeyen çok soruna çözüm bulmada da biyolojik zenginlikler kaynak teşkil edebilir.

Günümüzde çok bitki ve hayvan türü kansere karşı etkili maddeler için yoğun biçimde taranmaktadır. Kanser, çok hücrelilerin her karşılaştığı sorundur. Acaba, evrim sırasında soruna karşı başarılı bazı çözümler bulabilmiş canlı grupları var mıdır? Meselâ, deniz hayvanlarından süngerler, deniz tulumları (tunikatlar) ve köpek balıklarında tümör oluşumuna hiç rastlanmamaktadır. Nitekim süngerler ve deniz tulumlarından kansere karşı etkili bazı maddeler elde edilebilmiştir. deniz tulumu türü olan Tridemmum cyanophorum’dan elde edilen didemnin B adlı şiğin lösemiye karşı etkili olduğu gösterilmiştir. Bitkiler de anti-kanser ilâçlar bakımından önemli kaynaktır. Madagaskar’da bulunan bitkide keşfedilen etkili madde sayesinde lösemi tedavisinde önemli aşamalar kaydedildiği belirtilmektedir. pek çok bitki türünde anti-kanser maddeler bulunması ihtimali olduğu halde, bitki türlerinin çok küçük bölümü taranabilmiştir. Bilime maledilmiş canlı türlerinin, bilinenlerden çok fazla olduğu düşünülürse, biyolojik zenginliklerin gelecekte tıp ve eczacılık alanında sağlayabileceği yararların hiç de küçümsenemeyeceği görülür.

Tarımsal üretimin arttırılabilmesi için çeşitli hastalıklara ve zararlı böceklere karşı dirençli, çeşitli toprak ve su koşullarına uyumlu, yüksek verimli soyların geliştirilmesi gerekmektedir. Bütün bunlar için gerekli kalıtsal bilgiler yüksek verime sahip olmamakla birlikte, yetiştirilmesine bazı bölgelerde devam edilen yerel ırklar ve yabanıl bazı türler de bulunabilmektedir. Biyolojik zenginlikler ileride tarımsal çlı biyoteknoloji uygulamalarında gerekli kaynakları meydana getirecektir. Biyolojik zenginliklerin yeterince tanınmaması ve bilinmemesi, kaynaklardan yararlanmada biyoteknoloji uygulamalarının sınırlı kalmasına ve alandaki yatırımların istenilen verimi sağlayamamasına sebep olabilecektir.

Biyolojik çeşitliliğin canlıların evriminde önce görülmemiş hızla azalmaya yüz tutarak insanlığın geleceğini tehdit eder hale gelmesi, konuyu biyologların ve tarımcıların özel uzmanlık alanlarından çıkararak uluslararası sosyal sorun haline getirmiştir. Tehlikede olan biyolojik zenginliklerin çok büyük kısmı gelişmekte olan ülkelerde bulunduğu halde, ülkeler koruma stratejilerinin geliştirilmesi ve yürütülmesi için gerekli teknik ve malî kaynaklar yönünden gelişmiş ülkelere göre çok fakirdirler.

çok gelişmiş ülke, biyolojik zenginlikler konusuna eğilirken, ABD Kongresi de konuyla ilgilenmiştir. noktada biyolojik çeşitliliğin, ekonomik potansiyelin ve genetik zenginliğin göstergesi olduğu ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik tedbirlerin gelişme planlarında yer alması gerektiği vurgulanmaktadır. Büyük kısmı gelişmekte olan ülkelerde bulunan biyolojik çeşitliliğin korunması konusunda gelişmiş ülkelerin öncülük yapması, gelişmekte olan ülkelerde bazı tereddütlere de yol açabilmektedir. bağlamda, tabiatı koruma tutkusunun, gelişmiş ülkelerin faturasını gelişmekte olan ülkelere çıkararak kendilerine sundukları lüks olduğu şeklinde basında çıkan bazı yorumlar örnek gösterilebilir. Burada sözü edilen faturanın bedeli, gelişmekte olan ülkelerde sanayileşmenin geri kalmasıdır.

Son yıllarda gelişmekte olan ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasında bitki gen kaynaklarının kullanımı konusunda ortaya çıkan anlaşmazlık da biyolojik çeşitliliğin korunması üzerindeki tartışmaların diğer ilginç yanını ortaya koymaktadır. Bitki ıslâh programlarında yüksek verimli soyların elde edilmesi ve tohum üretimi için bitki gen kaynakları olarak nitelenen yerel ırklar ve evcilleştirilmiş bitkilerin yabanıl akrabalarının büyük kısmı, gelişmekte olan ülkelerden serbestçe toplanabilmektedir. gen kaynaklarından özellikle ileri teknolojiye sahip ülkeler yararlanmaktadır. FAO, 1983 Yılı’ndaki kararıyla, bitki gen kaynaklarını insanlığın ortak mirası olarak kabul etmiş ve materyalin ülkeler arasında hiç kısıtlama olmadan serbestçe alınıp verilebilmesi ilkesini koymuştur. Ayrıca, bitki ıslâh programları ve biyoteknolojik uygulamalar sonucu elde edilen soyları da insanlığın ortak mirası olan gen kaynakları tanımı içine dahil etmiştir.

ğday, pirinç, mısır gibi dünyayı besleyen temel ürünlerin gen merkezlerinin hemen hemen tamamı gelişmekte olan ülkelerde bulunmaktadır. Buna karşılık, ileri teknolojiye sahip zengin ülkeler, gen kaynakları bakımından fakirdirler. FAO kararına göre, temel ürünlerin gen merkezlerinde çiftçilerin binlerce yıldır ilkel yöntemlerle ekip biçerek geliştirdikleri yerel ırklardan gelişmiş ülkeler nasıl hiç kısıtlama olmadan serbestçe yararlanabiliyorlarsa, gelişmekte olan ülkeler de ileri teknolojik uygulamalar ile 10-20 yıl gibi kısa süreler içinde geliştirilen soylardan serbestçe yararlanabilmelidir. Fakat ileri teknolojik imkânlarla üstün vasıflı tohum üreten özel firmalara sahip olan gelişmiş ülkeler, FAO’nun kararına firmaların özel mülkiyet haklarının ihlâl edileceği gerekçesiyle karşı çıkmışlardır. Gelişmekte olan ülkelerde bulunan gen kaynaklarının herkesin ortak malı sayılıp, bunlardan elde edilen üstün vasıflı soyların özel mülkiyet sayılarak kısıtlamaya tâbi tutulması, çok gelişmekte olan ülkeye pek âdil yaklaşım olarak görünmemektedir. konu ile ilgili olarak son yıllarda Türkiye’de sebze tohumu üretimi alanında genellikle batılı yabancı firmaların hâkim olması ve üreticilerce tohum fiyatlarının çok yüksek bulunması da düşündürücüdür.

Yeryüzünün en önemli gen merkezlerinden birinde bulunan Türkiye’ biyolojik çeşitliliğin korunması ve kullanımı üzerinde cereyan tartışmalardaki konumunun belirlenebilmesi için, bilim adamlarının konuları ayrıntılı şekilde değerlendirmeleri yararlı olacaktır.

ülkenin biyolojik zenginliklerini ülke kalkınmasında kullanabilmek, ekonomik potansiyeli harekete geçirebilmek için öncelikle zenginlikler bakımından ne durumda olduğunu belirlemek gerekir. Türkiye’deki canlı türlerinin kapsamlı envanteri, biyolojik zenginliklerin korunması ile ilgili tedbirler bakımından da gerekmektedir. Ortaya konan çalışmada, Türkiye’ biyolojik zenginlikleri bakımından durum değerlendirmesi çlanmıştır. Çalışmaya katkıda bulunan uzmanlar ve bilim adamları, farklı canlı gruplarını ele alarak değerlendirme yapmışlar ve Türkiye’de gruplar üzerindeki araştırma ve bulguları özetlemeye çalışmışlardır. Ayrıca, ele aldıkları canlı gruplarının korunması, değerlendirilmesi ve araştırılması konusunda karşılaşılan darboğazlara işaret ederek tekliflerde bulunmuşlardır. Türkiye’ bütün biyolojik zenginliklerini kapsamayı çlayan çalışma olması bakımından çalışmanın kuşkusuz çok eksikliği olacaktır. Bununla birlikte, çalışmanın biyolojik zenginlikler konusunda ileride yapılacak çalışmalara yardımcı olacağı ve konuya ilgi duyanların başvurabileceği kaynak meydana getireceği umulur.

Sonraki bölümlerde görüleceği gibi, Türkiye, biyolojik çeşitlilik bakımından kıskanılacak zenginliğe sahiptir. Ne var ki, bilim adamlarının çok değerli çalışmaları olmakla birlikte, biyolojik zenginliklerin envanterini ortaya koyma bakımından Türkiye’ hayli çalışmaya muhtaç olduğu gerçektir. Özellikle hayvan gruplarında omurgasızlar, deniz ve tatlı su faunaları bakımından envanter çalışmaları büyük eksiklikler göstermektedir. Millî parklar konusundaki çalışmalardan övgüye değer sonuçlar alınmıştır. Biyolojik zenginliklerin korunabilmesi için çok ve geniş alanların millî park olarak tahsisi de zorunlu görülmektedir.

Biyolojik çeşitlilik konusunda gerek Türkiye’de, gerekse dünyada çözüm bekleyen sayısız sorun vardır. sorunların çözümlenmesinde, yapılacak çalışmalara verilecek teşvik ve destek, yetenekli gençlerin alana ilgi duymalarının sağlanması çok yararlı olacaktır.

Evrendeki yıldızların sayısı, dünyaya uzaklıkları, keşfedilen yıldızlar büyük ilgi ve heyecan uyandırırken, dünyamızdaki da Türkiye’deki canlı türlerinin sayıları, keşfedilen canlı türleri pek merak konusu olmamaktadır. Hattâ canlı türlerinin tanımlanıp isimlendirilmeleri ve sınıflandırılmaları ile ilgili sistematik çalışmalar, bilim çevrelerinde tamamen sıradan, sıkıcı ve gereksiz uğraşlar olarak değerlendirilebilmektedir. Milyonlarca ışık yılı uzaktaki yıldızlarla ilgili keşifleri hayranlıkla izlerken, yanıbaşımızdaki biyolojik zenginlikleri tanımada gösterdiğimiz ilgisizlik ve uğraşlara karşı bilim çevrelerinde takınılan küçümseyici tavır, kuşkusuz sistematik biyoloji ve ekoloji alanındaki çalışmaları olumsuz yönde etkilemektedir. Sistematik ve ekoloji çalışmalarında, nümerik taksonomi gibi bilgisayar yöntemleri, biyokimya ve moleküler biyoloji yöntemleri kullanımı arttıkça, alana duyulan ilgi ve heyecan verici keşifler de hızla artacaktır.

Biyolojik zenginlikleri önemsememek ve kısa vâdeli bazı yararlar için olmalarına göz yummak, gelecek kuşaklara miras olarak bırakabileceğimiz büyük ekonomik potansiyeli tahrip etmekle aynı anlama gelir. Konuyu anlayışla ele almak, insanlık ve ülke çıkarları yönünden çok yararlı olacaktır.

BİTKİLER

A. GİRİŞ
Türkiye, bitkileri açısından, dünyada ılıman iklim kuşağındaki ülkelerin başında gelmektedir. zenginliğin başlıca sebepleri şu şekilde belirtilebilir: İklim farklılıkları, topoğrafik çeşitlilikler, jeolojik ve jeomorfolojik çeşitlilikler, deniz, göl, akarsu gibi değişik su ortamı çeşitlilikleri, 0-5000 m.’ler arasında değişen yükseklik farklılıkları, üç değişik bitki coğrafyası bölgesinin birleştiği yerde oluşu, Anadolu diagonalinin doğusu ve batısı arasında ekolojik farklılıklar bulunması ve bütün ekolojik çeşitliliğin floristik çeşitliliğe yansıması.

Dünyadaki biyocoğrafya kuşakları, yerdeki bitkilerin meydana getirdiği vejetasyon tiplerine formasyonlarına göre sınıflandırılır. İğne yapraklı orman, yaprak döken orman, step, savan, pampa kuşakları gibi. Bunun sebebi, dünyanın her yerinde, o yerin görünüşüne egemen olan canlı grubunun bitkiler olmasıdır. Hayvanlar, yeryüzünde hiç yerin görünümüne etkili olamazlar. yerin yüzeysel görünümünün esas unsuru olan bitkilerin listesine o yerde yetişen bitkilerin hepsine, o yerin florası denir. tarife göre, flora denince o yerde yetişen bütün bitki gruplarına ait türlerin hepsinin anlaşılması gerekir ise de, flora terimi çok ve geleneksel olarak tohumlu bitkiler ile eğreltiler, yani iletim demetli bitkiler için kullanılmaktadır. yerde yetişen ilkel bitki gruplarına alg florası, yosun florası gibi ayrı adlar verilmektedir. bölümde, Türkiye’de yetişen bitki grupları hakkında evrimsel sıra içinde bilgiler verilmektedir. bitkilerin dağılışı, meydana getirdiği vejetasyon tipleri, endemizm, kullanım yolları hakkında verilen bilgilerden sonra, Türkiye tabiatı ve onun korunması konularına değinilerek, alınması gereken tedbirler belirtilmektedir.

yerin florası, uzun yıllar yapılacak arazi çalışmaları sonucunda toplanan bitki materyalinin değerlendirilmesi ile ortaya çıkarılabilir. Türkiye’de doğal olarak yetişen bitkiler üzerinde yapılan yaygın arazi çalışmaları, önceleri tohumlu bitkiler ile eğreltiler üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Alg, yosun, mantar ve likenler hakkındaki araştırmalar, son yıllarda çok yerli botanikçiler tarafından yapılmaya başlanmış ve özellikle 1990’lı yıllardan sonra oldukça hız kazanmıştır.

B. MEVCUT DURUM
1. Bitki Grupları

Dünyada yetişen bitkiler, çeşitli taksonomik birimler, kategoriler altında toplanır. Son yıllarda mantarlar, ayrı âlem halinde de incelenmekte ise de, burada klasik görüş izlenerek, bitkiler içinde düşünülmüşlerdir. Büyük bitki gruplarının Türkiye’deki durumları şöyledir:

a. Algler

(1) Olarak

Algler geleneksel olarak bitkiler âlemi içinde kabul edilen, pek çoğu klorofilli, dolayısıyla fotosentez yapan, çok sayıda filuma ayrılmış geniş organizma grubudur. Dahil oldukları tohumsuz bitkiler içinde ciğer otları, yapraklı yosunlar ve eğreltilerden ilkel yapılıdırlar.

Algler ancak elektron mikroskobunda görülebilen büyüklükten 50-60 m. boya kadar değişebilen çok çeşitli yapı ve büyüklükte olurlar. Algleri diğer klorofilli bitkilerden ayıran en önemli özellikleri, tek hücreli oldukları takdirde organizmanın eşeyli üreme hücresi gamet gibi davranabilmesi, çok hücreli olanlarda ise gametlerin tek hücreden meydana gelen özel yapılarda yani gametangiyum’larda ortaya çıkabilmesidir. Gametangiyum’ların da çok hücreli olduğu kaç grupta her hücre üreme hücresi oluşturur. özellik, diğer klorofilli bitkiler olan yosunlar, eğreltiler ve çiçekli bitkilerde bulunmaz.

Alglerin büyük çoğunluğu, sularda (deniz, göl, gölcük, baraj gölü, akarsu, birikinti suları ve bataklıklar) şar. Bazı gruplardan, toprak yüzeyi ve içinde, nemli ağaç kabuklarında, ıslak kayalar üzerinde, hattâ daimî buz örtüsü üzerinde şayanlar vardır.

İç sularda şayan algler, deniz algleri gibi, fotosentez yaparak ve çeşitli organik madde üreterek su hayvanlarının beslenmelerini, çıkardıkları oksijenle de suyun oksijen açısından zenginleşmesini sağlarlar. yüzden sularda hayatın devamı için çok önemlidirler.

Bazı algler aşırı çoğaldıklarında suyun tadını, kokusunu, rengini değiştirdikleri gibi, saldıkları toksinlerle su hayvanlarının zehirlenmelerine, ölümlerine, suyun kullanılamaz hale gelmesine sebep olurlar. yüzden Türkiye iç sularının algal floralarının bilinmesi yanında periyodik olarak devamlı inceleme altında tutulması, bilimsel olduğu kadar içme ve kullanma suyu, balıkçılık ve rekreasyon alanları yönünden de büyük önem taşır.

(2) Mevcut Durum

Türkiye iç sularının algal floralarının kompozisyon ve yoğunluklarındaki değişimlerin ve suların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin karşılıklı etkilerinin incelendiği araştırmalar, özellikle 1970’li yılların ortalarına doğru önem ve yoğunluk kazanmıştır. Plansız yerleşim ve sanayi atıklarının hemen hemen hiç işlem görmeden iç sulara akıtılması, çok göl, baraj gölü ve akarsuda su kalitesinin bozulmasına sebep olmuş ve olmaktadır. yüzden, iç sularımızda, üniversitelerin ilgili bölümleri başta olmak üzere Devlet Su İşleri, Büyükşehir Sular İdareleri, İller Bankası ve İl-İlçe Tarım Müdürlükleri, kendi önceliklerine göre ve imkânları ölçüsünde çeşitli araştırmalar yapmaktadırlar.

Yürütülen araştırmalar sonunda, iç sularımızda genellikle tür ve birey sayısı bakımından Bacillariophyta (Diatomlar)’nın baskın olduğu, Chlorophyta’nın tek hücreli, koloni ve ipliksi formlarının, Cyanophyta (Cyanobacteria)’nın koloni ve ipliksi formlarının, Dinophyta, Cryptophyta, Euglenophyta dahil tek hücreli kamçılı alglerin, nâdiren Chrypsophyta mensuplarının bulunduğu belirlenmiştir. Bazı göller ve su birikintileri ve ağır akışlı akarsuların zeminlerinde Charophyta (su şamdanları) mensupları da görülmektedir. alg gruplarının bulunması, tür ve birey sayılarının baskınlığında ve sıklık oranlarında, ışık, sıcaklık, akıntı gibi fiziksel faktörler yanında besleyici tuzların (silika, nitrat, otot-fosfat gibi) yoğunlukları yönünden de önem taşır. tuzlarca zengin olan iç sularda, özelikle sıcak ve durgun havalarda Cyanophyta’ dahil bazı alg cinsleri aşırı çoğalarak köpüklenme ve renk değişimi gibi hoş olmayan görüntülere, rüzgâr ve dalgalarla kıyılara sürüklenip güneş altında kötü kokulara, çürüyen yığınlarla ve sulara saldıkları toksinlerle büyük zararlara sebep olmaktadırlar. Marmara Bölgesi’nde, İstanbul’a içme ve kullanma suyu sağlayan bazı baraj gölleri ile balıkçılık ve rekreasyon alanı olan bazı göllerde (Sapanca, İznik, Kuşgölü) duruma sık rastlanmaktadır. Mikrosistin olarak tanınan toksinin, toksin yoğunluğunun “müsaade edilebilir” seviyelerin üstünde olması üzerine konuda araştırmalar devam etmektedir.

Cyanophyta’dan bazı türler ise içerdikleri aminoasit zenginliği gözönüne alınarak açık hava havuzlarında sürekli olarak yetiştirilmekte ve sanayicilerle işbirliği halinde, tüketiciye, yurt dışında oluğu gibi, diyet destekleyici olarak sunulmaktadır.

Kültür balıkçılığı için önemli olan ve larva beslemede kullanılan bazı küçük omurgasızların besini olarak bazı mikroalglerin kültürlerde yoğun olarak yetiştirilip kullanıma arz edilmesi, yine kültürlerde yetiştirilen bazı tek hücreli alglerden karoten ve gliserin elde etme çalışmaları, bazı üniversitelerin araştırma faaliyetleri arasındadır. Önce Orta Anadolu barajları ve bazı göllerinde başlayan algalojik çalışmalar, Ege ve Marmara Bölgeleri, Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerindeki iç sularda, o bölgelerimizin bazı üniversitelerinde çalışan elemanlar tarafından ve son olarak Güneydoğu Anadolu’da Fırat ve Dicle nehirlerindeki çeşitli su kaynaklarında, değişik üniversitelerin mensupları tarafından devam ettirilmektedir. Son yıllarda genç araştırıcılar konudaki çalışmalarını sözlü yazılı bildirilerle uluslararası kongre ve sempozyumlarda sunmakta, araştırmalarının sonuçları saygın bilimsel dergilerde yayınlanmaktadır.

(3) Karşılaşılan Darboğazlar

Araştırmalarda karşılaşılan başlıca güçlükler, araştırma yerine gitmek için vasıta ve suda tekne temini, kaliteli araştırma mikroskoplarının ve teşhis (tanımlama) kitaplarının yokluğu, besin tuzları ve diğer kimyasal özelliklerin ölçümü için hassas kimyasal madde ve âletlerin bulunmaması şeklinde sıralanabilir. Oksijenmetre, pHmetre, Van Dorn ve su alma kapları, spektrofotometre, ışıkölçer, otoanalizör, HPLC gibi çok gerekli âletlerin hepsinin çoğunun bulunduğu kurumların ve laboratuarların sayısı çok az olup, elektron mikroskobu kullanımı da çok sınırlıdır.

b. Mantarlar

(1) Giriş

Funguslar karada, tatlı sularda, nâdiren denizlerde ve havada şayan ökaryotik, klorofilsiz, tipik olarak ipliksi yapıda, spor oluşturan organizmalardır. çok fungus türünde çeper, kompleks karbonhidratlar ile nâdiren selülozdan ve çoğunlukla kitinden ibarettir. organizmalar klorofil taşımadıkları için kendi besinlerini yapamazlar. Dolayısıyla simbiyoz, saprofit parazit olarak varlıklarını devam ettirirler. Simbiyoz olanlar yüksek bitkilerle ortak şarlar. Saprofitler, cansız organik maddelerin çürümesine sebep olurlar. Parazitler ise çoğunlukla bitkilerin, bazen hayvanların, hattâ insanların hastalanmasına sebep olur.

Önceleri, iki âlemli sistem içinde, bitkiler âleminde incelenen funguslar, özellikle moleküler düzeyde elde edilen dataların değerlendirilmesi sonucu 1960’lı yıllardan sonra bilim otoriteleri tarafından kabul edilen beş âlemli sistem içinde, âlemlerden biri olan mantarlar âlemi içinde yer almaktadır. Ayrı âlem olarak kabul edilmesinde, bitki hücre duvarındaki selüloza karşılık büyük çoğunluğunun kitin ve diğer polisakkaritlerden meydana gelen hücre duvarına sahip olmaları, depo maddesi olarak nişastaya karşılık glikojen taşımaları ve fotosentetik olmamaları, önemli veriler olarak rol oynamaktadır. Fungusların evrimi konusunda üç farklı görüş ileri sürülmektedir. Bunlardan ilki fungusların protozoalardan, ikincisi çeşitli alg gruplarından, üçüncü görüş ise belirli alg grubundan türevlendiği şeklindedir.

İnsanlık açısından büyük öneme sahip olan funguslar, ekosistemin en önemli parçalarından biridirler. En azından 2 milyar yıldan beri cansız bitkisel ve hayvansal organizmaları çürütmektedirler. Böylece yapılarda bulunan bazı elementlerin serbest bırakılması, fungus ve bakterilerin birlikte faaliyetleriyle mümkün olmaktadır. Mayalar, fırıncılık ve fermentasyon endüstrisinin temelidir. Ekmek, insanların beslenmesinde büyük paya sahiptir. Saccharomyces cerevisiae türü ekmek hamur mayası olarak da bilinir. İçerdiği çeşitli fermentler sayesinde şekeri etil alkole çevirir. Nişastayı da fermantasyona uğratır. Anaerobik şayan mayalar alkolik fermentasyona sebep olurlar. Funguslar, alkollü içki endüstrisinin de temelidir. Saccharomyces vini türü şarap mayası olarak da bilinir. Üzüm suyunu fermentasyona uğratır. Candida pseudotropicalis türü kefir adlı içkinin fermantasyonunu sağlar. Aspergillus oryzae türü ise meydana getirdiği fermantasyonla pirinçten elde edilen Japon içkisi “sake” yapımında rol oynar. Sitrik, fumarik, okzalik, glukonik ve galik asitlerin endüstriyel olarak üretiminde bazı Penicillium türlerinden yararlanılır. P. roquefortii ve P. camembertii türleri, rokfor ve kamamber peynirlerinin yapımında kullanılmaktadır.

çok yararlı antibiyotiğin yapımında, bazı mantar türleri önem taşımaktadır. Örneğin Penicillium notatum ve Penicillium chrysogenum türlerinden önemli antibiyotik olan “penisilin” elde edilmektedir. Hepatit B aşısı yapımında 1986’dan beri genetik metotlarla geliştirilen mantar suşları kullanılmaktadır. Bazı antitümör etkili ilâçların yapımında da mantarlardan yararlanılmaktadır. Örneğin; Taxomyces andreanne türünden “taxol“ olarak adlandırılan antikanser ilâcı elde edilmektedir. Ayrıca thiamin, biyotin, riboflavin gibi bazı vitaminlerin ve ergotamin, kortizon gibi önemli ilâçların; amilaz, pektolaz gibi enzimlerin, giberellin gibi bazı hormonların elde edilmesinde funguslardan yaralanılır. Bazı böceklerde parazit şayan funguslardan, tarım zararlısı böceklerle biyolojik mücadelede yararlanılır.

Dünyanın her tarafında yayılış gösteren doğal kültür formdaki bitkilerin çoğunun kökleri ile mantarların bazı türleri arasında faydalı şekilde ortaklık kurulur. şekilde meydana gelen karşılıklı ilişkiye ortak ş mikorhiza denir. Pek çok bitki türünde meydana gelen mikorhiza, simbiotik ilişkidir. Çam ve orkideler gibi bazı bitkiler çimlenip büyüyebilmeleri için mikorhizaya ihtiyaç duyarlar. Mikorhizalar sayesinde kökün yüzey alanı artar ve böylece mantarlar besinlerini absorbe ederler ve aynı zamanda ortama, bitkilerin besin maddelerini kolayca almalarını sağlayan asit salgılarlar. Simbiotik ortaklık sayesinde mantar bitkiye topraktan çeşitli mineral maddeleri sağlarken, bitki de fotosentez sonucu meydana gelen organik maddelerle mantarı besler. Mikorhizal birliktelik bitkiyi belirli patojenlere karşı da korur.

Diğer taraftan mikorhizalar, sanayileşmenin etkisi sonucu tahrip edilmiş arazilerin iyileştirilmesini ve tip arazilerde bitkilerin yeniden yetiştirilmesini sağlar. Böyle araziler bitki besin elementleri yönünden fakirdir ve aynı zamanda farklı derecelerde oluşabilecek fitotoksik etkiler de ortaya çıkmaktadır. Tahrip olmuş alanlardaki toprağın stabilize edilmesi ve yeniden bitkilendirilmesi için yapılan çalışmalar sadece mikorhizal ortaklığa bağlıdır. Bahsedilen şartlara adapte olmuş mikorhizal mantarın mevcut olması ve tür alanların yeniden bitkilendirilmesi dengeli hale gelecek olan ekosistem için şarttır. Maden kalıntılarında mikorhizal bitkiler non-mikorhizal bitkilerden gelişim gösterir. Yapılan çalışmalar neticesinde ektomikorhizal mantar olan Pisolithus tinctorius türünün endüstriyel artıkların olduğu alanlarda yayılış gösteren çam ağaçlarının büyümesinde ve gelişiminde önemli derecede etkili olduğu ortaya çıkmıştır.

Bütün yararlarının yanında parazit ve saprofit funguslar, çok önemli ekonomik kayıplara, bazen açlık ve ölümlere de yol açabilirler. Saprofit olanlar özellikle ağaçları, keresteleri ve meyveleri çürütür da kalite düşüklüğüne sebep olur, parazit olanlar ise bitkilerde önemli miktarda ürün kayıplarına, rekolte düşüşüne yol açar. 1845 Yılı’nda İrlanda’da patates üzerinde parazit yetişen Phytophora infestans’ın aşırı ilkbahar ğmurları sebebiyle çok yaygın duruma gelmesinden dolayı 1845-1851 yılları arasında 8 milyon insandan hemen hemen 1 milyonu, yeterli miktarda patates üretilememesinden dolayı açlıktan ölmüş, 3 milyonu Amerika kıtasına göç etmiştir.

Makrofunguslar besin kaynağı olarak da kullanılmaktadır. Şapkalı mantarların bazılarının et kadar lezzetli olduğu bilinmektedir. Protein yüzdesi açısından bakıldığında ete ulaşamasalar da, eti lezzetli kılan bazı maddelerin mantarlarda da olduğu tesbit edilmiştir.

Doğada yetişen mantarlar ile kültürü yapılan mantarlar, türlere göre değişen oranlarda besin değerlerine sahiptir. Kültür mantarında; % 90 su, % 3-5 azotlu maddeler, % 0,3 ğ, % 4-6 karbonhidrat, % 1 mineral madde bulunur. Proteinin sindirilme değeri % 72-83 arasındadır. Meyve ve sebzelerle kıyaslandığında lisin, arginin, histidin ve threonin kaynağıdır. İnsan için gerekli bütün aminoasitleri içerir. Yapılan araştırmalara göre zengin folik asit kaynağı olan Agaricus bisporus mantarının, kandaki şeker seviyesini düşürdüğü ve kolestrolü azalttığı için kalp ve damar hastalıklarında diyet olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Mineral madde içeriği açısından da besin olduğu ifade edilmektedir. Diğer taraftan pek çok fungus türünün antimikrobial etkili olduğu, önemli bazı hastalıkların tedavisinde olumlu etkilerinin bulunduğu bilinmektedir.

(2) Mevcut Durum

Türkiye, sahip olduğu flora ve iklim özellikleri sebebiyle değişik ortamlarda yetişen doğa mantarları yönünden oldukça zengindir. sebeple yenen makrofungus türleri, ülkenin pek çok yöresinde, yetişme mevsiminde toplanarak yemeklik olarak kullanılır da ticareti yapılır. Günümüze kadar yapılan bilimsel çalışmalardan elde edilen bilgilere göre 40 civarında yenen mantar türü, yemeklik olarak toplanarak yöre pazarlarında, satılmakta bazıları da ihraç edilmektedir. Bunlar içinde çeşitli Agaricus, Boletus, Cantharellus, Lactarius, Morchella, Tricholoma, Russula, Pleurotus ve Terfezia cinslerine ait türler bulunmaktadır. Ayrıca Agaricus bisporus başta olmak üzere Ganoderma lucidium, Grifola frondosa, Hericium erinaceus, Lentinus edodes, Pleurotus citrinopleatus, P. eryngii, P. florida, P. ostreatus ve P. pulmonarius türlerinin kültürü yapılmaktadır.

Bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucu Türkiye’de, mikrofungusların Erysiphaceae (Erysiphe), Pucciniaceae (Puccinia) ve Ustilaginaceae (Ustilago) familyaları içinde; makrofungusların ise Tricholomataceae (Tricholoma, Laccaria, Mycena), Agaricaceae (Agaricus), Russulaceae (Russula, Lactarius), Cortinariaceae (Cortinarius, Hebeloma, Inocybe), Bolataceae (Boletus, Suillus), Lycoperdaceae (Lycoperdon, Bovista) familyaları ile yaygın şekilde temsil edildiği görülmektedir. cinsler içinde özellikle Erysiphe, Mycena, Cortinarius, Lactarius, Russula, Suillus ve Boletus cinslerine ait türler yaygın olarak yetişmektedir. Erysiphe’ çok çeşitli bitkiler üzerinde parazit olarak yetiştiği dikkat çekerken Cortinarius ve Mycena makrofunguslar içinde en fazla türle temsil edilen cinslerdir. Lactarius cinsinin, 20’den fazla türü, Russula’nın ise kaç türü ormanlardan yemeklik olarak toplanmaktadır. Özellikle “sütlü mantar” olarak tanınan Lactarius özelliği ile ve Türkiye’de zehirli mantar içinde sütlü mantar bulunmaması sebebiyle, zehirli mantarlardan kolayca ayırt edilerek güvenle toplanıp yenmektedir. Suillus ve Boletus cinsine ait türler, öncü türler olarak bilinmekte olup ğmurlardan hemen sonra önce ortaya çıkan türlerdir. Boletus’un bazı türleri (özellikle B. edulis), doğadan toplanarak çorba yapımında kullanılmaktadır.

(3) Darboğazlar

Funguslar konusunda ülkemizde yapılan çalışmalar, son 20 yılda oldukça hızlanmıştır. Özellikle makrofunguslarla ilgili olarak 300’den fazla bilimsel çalışma yapılmıştır. çalışmalar, sayısı 10’u aşan çeşitli üniversitelerde ve bazı araştırma merkezlerinde yoğun şekilde sürdürülmektedir. Muğla ve Selçuk Üniversiteleri bünyesinde yer alan Mantar Araştırma Merkezleri, konuda da spesifik çalışmalar yapmaktadır. Ancak bütün çalışmalara rağmen “Türkiye Fungus Florası” henüz ortaya çıkmamıştır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar il bazında değerlendirilirse, Türkiye’ yaklaşık % 70‘i floristik olarak araştırılmış olup, geriye kalan % 30‘luk bölüm çalışılmak üzere beklemektedir. Yapılan çalışmalar genellikle Akdeniz, Ege ve Karadeniz Bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Çalışılması gerekli olan alanlar İç Anadolu, Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu ve Marmara Bölgelerinde bulunmaktadır. çalışmaların da önümüzdeki on yıl içinde tamamlanacağı tahmin edilmektedir. TÜBİTAK destekli “Türkiye Makrofungusları Veri Tabanı Projesi” ile “checklist”; diğer taraftan, “European Council of Conservation of Fungi (ECCF)” ile ortaklaşa yürütülen çalışma ile de Türkiye mantarları kırmızı listesi hazırlanmaktadır. Ancak, araştırmalar için verilen desteğin araç, makina-teçhizat ve diğer konularda yeterli olmayışı, çeşitli zorlukları ortaya çıkarmakta ve sebeple çalışmalar aksamaktadır. Yürütülmekte olan çalışmaların verimli olabilmesi için, yurtdışı ile koordinasyon içinde sürdürülebilmesi amacıyla uluslararası bilimsel toplantılara katılma konusunda yeterli desteğin sağlanması zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca konuda çalışan uzmanların üniversitelerdeki diğer görevleri sebebiyle çalışmalara gerektiği kadar ayıramaması da önemli noktadır. olumsuzluk ve engellere rağmen öncelikli hedef, çalışmaların da yoğunlaştırılarak Türkiye Fungus Florası’nın ortaya çıkarılması olmalıdır.

c. Likenler

(1) Giriş

Likenler, mantarların alglerle ortak şam kurarak oluşturdukları canlılardır. Araştırıcılar tarafından önceleri yosun olarak isimlendirilmiş ve bitkiler âlemine yerleştirilmişlerdir. Mikroskopun keşfiyle birlikte likenlerin aslında iki canlıdan meydana geldiği görülmüş, ancak görünümleri sebebiyle bitki olarak sınıflandırılmaya devam edilmiştir. sonra bütün likenler, Lichenes adı altında toplanmış, hattâ bazı araştırıcılar tarafından ayrı bölüm (divisio) olarak kabul edilmişlerdir.

Günümüzde likenler, mantar ve alglerin oluşturduğu simbiotik birlikler olarak nitelendirilmektedir. birlikte, mantar, besin açısından tamamen alge bağlı olduğu ve aldığı fotosentez ürünlerini hemen algin tekrar kullanamayacağı forma dönüştürdüğü için kontrollü parazitizm olduğu da söylenebilir.

Mantarlar âleminin (Fungi) çeşitli sınıflarındaki çok cinsin türlerini likenler meydana getirmektedir. Çoğunlukla Ascomycota, nâdir olarak da Basidiomycota ve sınıflandırılamayan mantarlar, likenleri oluşturur. Mantarlar âleminin alt kategorilerine doğru inildikçe, liken oluşturma ile ilgili miktar özelleşme ayırt edilir. Örneğin Ascomycota sınıfının Lecanoromycetidae alt sınıfında liken oluşumu çok yoğundur, bazı alt sınıf, takım ve hattâ cinslerde ise hem liken oluşturan, hem de oluşturmayan türler bulunur. Arthonia cinsi durumun en örneklerinden biridir. cinsin bazı türleri liken oluşturur, bazıları ise parazittir. Günümüzdeki sınıflandırma anlayışına göre likenler biyolojik birlik olarak kabul edilmekte, verilen isim likenin mantarına atfedilmektedir.

Likenin yapısına katılan algler çoğunlukla Cyanobacteria (Cyanophyta, Mavi Yeşil Algler), Chlorophyta (Yeşil Algler), nâdiren de Chrysophyta (Altın Rengi Algler)’ aittir. Cyanobacteria’dan Nostoc, Gloeocapsa, Chlorophyta’lardan Trentepohlia, Trebouxia, yaygın olarak katılan alglerdir. Algler liken yapısına katıldıklarında miktar şekil değişikliğine uğradıkları için, tâyin edilebilmeleri için özel yöntemlere gerek duyulabilir.

Likenlerin iki ayrı canlı grubuna ait bireylerden oluşması ve ortak şamın çok uzun süreli olabilmesi çok araştırıcının dikkatini çekmiş, laboratuvar ortamında likeni oluşturan üyelerin (biyontların) ayrı ayrı üretilmesine, tekrar liken oluşturulmasına yönelik deneyler yapılmış, biyontlar arasındaki ilişki anlaşılmaya çalışılmıştır. Mantar ve algin liken oluşumu aşamasında son derece seçici davrandığı görülmüştür. Bununla birlikte çok yaygın olan bazı liken türlerinde oluşum aşamasında çimlenen mantar sporunun kendine özel alg türünü bulmadan önce ortamdaki başka alglerle de süre ortak şam kurabildiği, doğru algi buluncaya kadar süre şekilsiz yığın halinde canlılığını sürdürebildiği görülmüştür.

Kızgın çöllerden kutup bölgelerine, yüksek dağlardan deniz suyuyla ıslanan kayalıklara kadar dünyanın hemen her yerinde gelişebilen yaklaşık 20.000 liken türü vardır. Ürettikleri özel liken şikleri, geliştirdikleri çeşitli fizyolojik uyumlar onların en ekstrem çevre koşullarına rahatlıkla uymalarını sağlamaktadır. Son derece kozmopolit türlerin yanında substrat ve habitat seçicilikleri yüksek türler de vardır. Örneğin Aspicilia calcarea kalkerli substratları tercih ederken, Rhizocarpon geographicum her silisli kayalar üzerinde gelişir. Calicium türlerini ise şlı orman ağaçları üzerinde bulmak mümkündür.

Likenler, binlerce yıldan yana ilâç, boya ve besin kaynağı olarak sıkça başvurulmuş gruptur. Likenin mantarının ürettiği özel liken şikleri, onların değişik çlarla kullanılmalarını sağlamaktadır. Kullanım alanlarının başında tıbbî çlar gelmektedir. Halen Avrupa, Amerika ve Uzakdoğu’da çok liken türünden yararlanılmaktadır. Örneğin çok Avrupa ülkesinde göğüs yumuşatıcı ve boğaz pastilleri gibi preparatlarda liken maddeleri kullanılmaktadır. Ayrıca likenler öğütülerek, çok baharata dolgu maddesi olarak da katılmaktadır. Parfümeride kokuların kalıcı hale getirilmesinde de likenler yaygın olarak kullanılmakta ise de, Türkiye’de tip kullanım alanı yoktur.

Uzakdoğu, Kuzey Amerika ve kıtlık dönemlerinde de olsa, Avrupa’da besin çlı tüketimine ilişkin bilgiler bulunmaktadır Kıtlık yıllarında una karıştırılarak ekmek yapımında kullanılan manna grubuna ait likenler (Aspicilia cinsinin genellikle toprak üzerinde serbest şayan türleri), Türkiye’de İç ve Doğu Anadolu’da toprak üzerinde oldukça yaygındır. Kutsal kitaplarda kudret helvası olarak isimlendirilen ve gökten ğdığı belirtilen manna likeninin Türkiye’deki kullanımına ilişkin veri elde edilememiştir. Ayrıca çok kaynakta likenlerin sıcak suyla ıslatılarak, liken şiklerinden gelen acı tadı giderildikten sonra yiyecek olarak kullanıldığı bildirilmektedir.

Ayrıca likenler, ilkel kabileler tarafından büyücülerin giysilerinde aksesuar olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise mimarlar ve şehir plancılarının maketlerinde ve kuru çiçeklerle yapılan süslemelerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda Türkiye’de de tür çlar için kurutulmuş likenler satılmaktadır.

Türkiye’de likenlerin besin ve ilâç kaynağı gibi ekonomik kullanımına ilişkin kayıt bulunmamaktadır. Arazi çalışmaları sırasında yapılan görüşmelerde de konuda herhangi veri elde edilememiştir. Halk arasında likenler genellikle yosun da kaya yosunu olarak isimlendirilmektedir. Anadolu’nun her yanında kırsal bölgelerde çocukların kabuksu liken türlerini ıslatarak ellerine kına yaktıkları anlatılmaktadır. rengin kalıcı olmadığı, halk arasında şeytan kınası da yalancı kına olarak adlandırıldığı tesbit edilmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde ise çocukların kuru liken tallusunu kıydıktan sonra gazete kâğıdına sararak sigara yerine içmeye çalıştıkları, ancak tadının çok kötü olduğu söylenmektedir

(2) Mevcut Durum
Türkiye’de bugüne kadar bulunan liken türlerinin tamamı, Ascomycota sınıfına aittir. Büyük hızla yenileri eklenmekle birlikte, halen ülkemizde yayılış gösterdiği tesbit edilen yaklaşık 1000 liken türü bulunmakta, gelecekte yapılacak yaygın çalışmalarla sayının iki katına çıkması umulmaktadır.

Acarospora, Aspicilia, Caloplaca, Candelariella, Cladonia, Evernia, Melanelia, Neofuscelia, Parmelia, Peltigera, Physcia, Physconia, Ramalina, Rinodina, Rhizocarpon, Xanthoparmelia, Xanthoria gibi büyük cinsler ülkemizde de çok sayıda türle ve yaygın olarak temsil edilmektedir.

Türkiye likenleri 18. Yüzyıl’ın başından yana çeşitli araştırıcıların eserlerinde yer almıştır. yıllardaki çalışmalar çok manna ğmuru ile ilgilidir. Gökten ğdığına ve kutsal olduğuna inanılan Aspicilia esculenta türünün bulunuşu ile ilgili çalışmaların ardından, aynı yıllardaki diğer floristik çalışmalarda da olduğu gibi İstanbul ve çevresinin liken türlerini listeleyen çalışmalara rastlanır. 19. Yüzyıl’dan itibaren, Anadolu’da ve Mezopotamya gibi yakın bölgelerde floristik çalışmalar yapmış araştırıcıların topladığı likenlerin Avrupa’daki liken spesiyalistleri tarafından tâyin edilmesiyle hazırlanan listeler yayınlanmıştır. Bunlar Ağrı Dağı, Erciyes Dağı, Burgaz Adası gibi belli bölgelerde yayılış gösteren likenleri konu almaktadır. Ayrıca çeşitli floristik gezilerin ardından yine aynı yöntemle hazırlanıp yayınlanan çok sayıda tür listesi vardır.

Türk araştırıcıların likenlere yönelik ilgisi, 1966 Yılı’nda Karamanoğlu ve Yaltırık tarafından yapılan iki çalışma ile başlamıştır Ege Üniversitesi’nde 1982’de başlatılıp sürdürülen floristik çalışmalar günümüze kadar giderek artan ilgi ile devam etmiş olup, Türkiye’ her yerinden çok araştırıcının katılması ile Türkiye Liken Florası’nın yazılmasına ilişkin önemli adımlar atılmıştır.
19. Yüzyıl’ın ortalarından 1995’e kadar yapılan çalışmalar, son yirmi yılda Türkiye likenleri konusunda çok çalışması olan Dr. Volker John tarafından derlenmiş ve iki kitapçık halinde yayınlanmıştır.
Son dönemde yapılan çok sayıdaki çalışmada, Türkiye liken florasını belirleme amacına yönelik sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır. Amanos Dağları, Akdeniz Bölgesi Trakya Bölgesi, Trabzon, Artvin, Erzurum, Kars Çangal Dağı, Sinop, Batı Karadeniz Bölgesi ve Kapadokya’da yapılan araştırmalar, çalışmalardan bazılarıdır.

Türkiye likenlerine ilişkin veriler, hemen hemen her bölgede yapılan floristik çalışmalarla sürekli olarak çoğalmaktadır. Anadolu (ANES), Uludağ (BULU), (ANK) Üniversitesi ile Karadeniz Teknik Üniversitesi (KATU)’ herbaryumlarında küçümsenmeyecek miktarda örnek içeren liken kolleksiyonları bulunmaktadır.

Floristik çalışmalar, Anadolu, Uludağ, , Atatürk, Akdeniz, Marmara, Ege, Erciyes üniversiteleri ile Karadeniz Teknik Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülmektedir. Doktorasını likenler üzerinde tamamlamış dokuz, yüksek lisans ve doktora çalışmaları süren yirmi civarında araştırıcı vardır.

Bölgelere göre özetlemek gerekirse; Trakya, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Marmara, Karadeniz, Doğu Anadolu bölgelerinde son yıllarda doktora ve yüksek lisans tezlerinin yanında, tamamlanmış çok araştırma projesi bulunmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ büyük kısmında son yıllarda yapılmış herhangi çalışma yoktur. Bölgede yer alan Urfa, Diyarbakır, Batman illerindeki liken kayıtlarının çoğu 1900’lü yılların başlarına ait olup, yetersiz lokalite kayıtlarına sahiptir.

Floristik çalışmaların yanında Eskişehir, Bilecik, Bursa, Trabzon illerinde gelişen likenlerin hava kirliliğine bağlı olarak dağılımı ile ilgili çalışmalar da yayınlanmıştır. Likenlerin kimyasal içeriklerinin kemotaksonomik yapı aydınlatması çlarına yönelik belirlenmesi da antimikrobiyal aktiviteleri gibi çok değişik alanlara yönelik çalışmalar da vardır. çalışmalar, ve Ege üniversitelerindeki araştırıcılar tarafından, yurt dışındaki araştırıcılarla da işbirliği yapılarak yürütülmektedir.

Ayrıca liken maddelerinin izole edilip antimikrobiyal ve sitotoksik etkilerinin gözlenmesine dayanan çalışmalar, Anadolu Üniversitesi’nde biyolog ve kimyacılardan meydana gelen grup tarafından sürdürülmektedir. Atatürk Üniversitesi’nde ise likenlerden elde edilen ekstrelerin antimikrobiyal, antiinflamatuar ve antioksidant etkileri üzerinde çalışmalar sürdüren grup vardır.

(3) Karşılaşılan Darboğazlar
Türkiye likenleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü çalışmada en önemli sorun, yazılı floranın olmayışıdır. ülkenin florasının yazılabilmesi için gerekli çalışma basamaklarından ilki olan floristik çalışmalar hızla sürdürülmektedir. aşamada olarak bitki tâyinine dayalı klasik floristik çalışmaların modası geçmiş yöntem olduğu inancı, araştırıcıların konuya yönelmesini engellemektedir. Her araştırma kuruluşunda konuya özel kitapların ve diğer basılı kaynakların bulunmayışı, tamamı yabancı dildeki yayınlara ulaşmadaki güçlük, karşılaştırma materyali sıkıntısı ve arazi çalışmalarının çok alışı gibi sebepler de genç araştırıcıların konuya az ilgi duymasına yol açmaktadır. aşamayla ilgili diğer eksiklik halen araştırmaya ihtiyaç duyan illerin bulunuşudur. Örneğin Hakkâri ve Tunceli illerinde hiç liken türü kaydedilmemiş olup; Denizli, Amasya, Uşak, Ağrı, Burdur, Kilis gibi illerden ise çok az liken kaydı vardır.
Floranın yazımı için tamamlanması gereken aşamalardan biri de, revizyon çalışmalarıdır. Ancak Türkiye’de henüz böyle çalışma yoktur. tip çalışmalarda araştırma uzun sürmekte, yurt dışındaki herbaryumlarla ve araştırıcılarla uzun süreli işbirliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca likenlerin ürettiği özel liken şiklerinin sınıflandırmada önem taşıması, kemotaksonomik çalışmaları gerekli kılmakta, bazı durumlarda moleküler yöntemlere de başvurulması gerekmekte, bütün bunlar, disiplinlerarası çalışmaları zorunlu hale getirmektedir.
çalışmaların, yazım aşamasına gelindiğinde gerekli olan ekip çalışmasının altyapısı, 1998 Yılı’nda kurulan Türk Liken Topluluğu tarafından sağlanmaktadır. topluluğun yıllık toplantılarında üyeler, likenlerle ilgili yapılabilecek çalışmalar konusunda düzenli olarak fikir ve bilgi alışverişinde bulunmaktadır. Ayrıca topluluğun bünyesinde meydana getirilen literatür alışveriş sistemi ile üyeler, kaynakları paylaşabilmektedir. araştırıcılar internet ortamında ve gerektiğinde ziyaretler yoluyla birbirlerini desteklemektedir. sebeple, önümüzdeki yıllarda gerekli malî kaynaklar sağlanarak flora yazım aşamasına gelindiğinde, zaten işbirliği içinde olan büyük grubun katkısı sağlanmış olacaktır.

Türkiye liken florasının an önce yazılması gerekmektedir. Bunun için, çok sayıda genç araştırıcının desteklenerek konuya ilgisinin çekilmesi, tip çalışmaların sadece üniversitelerin bünyesinde kalması yerine, kurulacak yöresel ve ulusal herbaryumlar gibi araştırma kuruluşlarında desteklenmesi gerekir. Böylece belli canlı gruplarında uzman olan ve bütün ını işe harcayan çok sayıda araştırıcı yetiştirilmiş olacaktır.

TÜBİTAK tarafından desteklenen Türkiye Likenleri Veritabanı Projesi’, sürekli veri girişi sağlanarak ilerideki yıllarda sürdürülmesi gerekir.

Son yıllarda likenlerin sadece hava kirliliğinin değil, çok çevre koşulunun indikatörü olabileceği ortaya konulmuştur. konuda Avrupa Birliği’ desteği ile bütün Avrupa’da yürütülen çalışmalar vardır. Türkiye’de de iklim koşullarına bağlı olarak ormansızlaşma, gübreleme, yerleşim alanlarının artışı gibi güncel çevre sorunları ile likenlerin yayılışı arasında bağlantılar kurmaya yönelik çalışmalar ihtiyaç duyulmaktadır.

Liken florası belirlenip ekonomik kullanım alanlarına yönelik çalışmalar yoğunlaştıkça, takım sorunlar ortaya çıkacaktır. Örneğin parfümeri ve ilâç sanayiinde kullanıldığı bilinen Evernia, Pseudevernia, Ramalina gibi cinslere ait liken türlerinin toplanıp pazarlanması söz konusu olduğunda, likenlerin hasatının belli program çerçevesinde yapılması gerekir. planlama, likenler gibi yılda en fazla 0,5-1 cm. büyüyen grupta büyük önem taşır. Oysa konuda Türkiye’de yapılmış her hangi fitososyolojik çalışma da bulunmamaktadır. Bazı ülkelerde plansız hasat sebebiyle türlerin yayılış alanlarının kaybolduğu bildirilmektedir.

Liken şikleri ile ilgili çalışmalarda, bunların pestisit olarak kullanılmasının da mümkün olduğu görülmüştür. Doğal şiklerin çla kullanılmasının çevre kirliliği açısından yararları tartışılmaz. Türkiye’de de liken şiklerinin tanımlanması ve bunlardan çeşitli alanlarda yararlanma konusundaki çalışmalara ağırlık verilmelidir.

d. Boynuzlu Ciğerotları, Ciğerotları ve Karayosunları

(1) Giriş

Bryophyta bölümünün kapsamının, boynuzlu ciğerotları (ANTHOCEROTOPHYTA), ciğerotları (HEPATICOPHYTA) ve yapraklı karayosunlarını (BRYOPHYTA) içine alacak şekilde geniş tutulması, günümüz sistematiğinde hemen hemen anlamını yitirmiş gelenek olmakla beraber, üç bitki grubunun ortak isimle Biryofitler olarak anılması, yerleşik hal almıştır. Metnin ilerleyen kısımlarında, aksi belirtilmedikçe, biryofit tanımının geçtiği her yerde yakın ilişkili üç grup birlikte anılmış olacaktır.

Biryofitler, gerçek bitkilerin en ilkel gruplarıdır. anlamıyla gelişmemiş son derece ilkel iletim dokuları (leptoid ve hidroidler) ve yeterince indirgenmemiş gametofit soyları (hâkimiyetini hissettirir durumdadır), diğer gelişmiş bitki gruplarından (eğreltiler, çiçekli bitkiler) ayırt edilmelerini sağlayan özelliklerinden bazılarıdır.

Verimli iletim sisteminin bulunmayışının sonucu olarak, bazıları santimle ifade edilen boyutlara sahiptirler. Oldukça yavaş büyüyen bitki grubunun şam süresi, boyutlarının aksine oldukça iddialı tahminlere (1000 yıl vb.) konu olmuştur (During, 1979). aşırı sayılabilecek tahminleri kenara bırakıldığında, biryofitler içinde efemeral ( kaç hafta şayanlar), annual, pausiennial (5 yıl az şayanlar), pluriennial (5-10 yıl arası şayanlar) ve perennial çok sayıda tür bulunmaktadır. Özellikle kaç yıldan fazla ömre sahip olanların büyümelerinin kural olarak uzun zamana yayılmış olması, çevresel bazı sorunlarla karşılaştıklarında, eski hallerine dönüş için uzun süreye ihtiyaç duymaları sonucunu doğurmaktadır.

Çok çeşitli şam formlarına (yumaksı, yastıksı, saçaksı, asılıcı vb.) ve stratejilerine (kaçıcı, çok yıllık kalıcı, mekik, kolonist vb.) sahip olan biryofitler, aynı zamanda çok büyük çeşitlilikte organizmaların doğrudan, da dolaylı şam alanlarıdır. organizma çeşitliliği bazı bilimcilerin “moss fauna” konulu araştırmalarına kaynak olmuştur. çok böcek türünün bulunduğu Mecoptera ordosundan bazı türlerin, şamlarının kısmını biryofit kolonileri içinde geçirdiği bilinmektedir. İncelen her koloninin içinde oldukça yüksek sayıda farklı böcek türlerine ait yumurta koza kalıntılarına rastlamak mümkündür. Bazı kuş türlerinin yuvalarını yaparken biryofitlerin sağladığı yumuşaklıktan yararlandıkları da gözlenmiştir. Mikroorganizmalar açısından da oldukça büyük çeşitliliği barındırırlar. çok biryofit türünün bireylerinin yaprakları arasında siyanobakteri kolonileri, Actinomycetes türleri ve diğer çok mikroorganizmanın bulunduğu, bazen doğrudan gözlemle, bazen de organizmaların ürettiği kimyasalların kokularıyla (geosmin vb.) kolayca anlaşılabilir. Mikroorganizmalar ve biryofitler arasındaki ilişkiler, son yıllarda giderek ilginin arttığı bilim alanı olarak gelişmektedir ve ilişkilerin çeşitliliğinde artış beklemek, normal sayılmalıdır. Sadece askuslu mantarların 300 dolayında türünün biryofilik olarak şadığı rapor edilmiştir. Biryofitler aynı zamanda mükemmel tohum koruyuculardır. Özellikle kurakçıl ortamlarda, üzerlerine düşen tohumların çimlenme ve fidenin ş şansının artmasında etkindirler.

Biryofitler insan şamındaki yerini çok eski çağlarda almıştır. Ando ve Matsuo’ (1984) göre, Linneaeus, Laponya’ yaptığı seyahat esnasında karayosunları doldurularak yapılmış yatakta yatmıştır. sonradan karayosunu cinsine “uyku” anlamına gelen Hypnum adı verilmiştir. Amerikan yerlilerinin şiddetli baş ağrılarına karşı çeşitli Mnium türlerinden elde edilen lâpaları alınlarına sürerek kullandıkları da bilinmektedir. Yakın tarihlerde, 1. Dünya Savaşı’nda Sphagnum türlerinden yapılan milyonlarca cerrahî sargı kullanılmış, fakat pamuğun beyaz rengi ve kolay üretimi uygulamanın sonunu getirmiştir. Bazı kuzey ülkelerinde biryofitlerin meydana getirdiği turba, ön işlemlerle kurutularak tuğlalar haline getirilip, ısınma amacıyla kullanılmaktadır. Türkiye’de de turbalık bazı alanlara yakın köylerde benzer kullanıma sık rastlanır. 1980 rakamlarına göre turbaların yakıt olarak kullanılma potansiyeli, bilinen doğal gaz rezervlerinin yarısına eşittir. noktada, söz edilen kullanımın, geri dönüşü olmayan doğa tahribine yol açtığını belirtmekte de yarar vardır.

Günümüzde biryofit türlerinin en yaygın kullanımı, bahçecilik çalışmalarında ortaya çıkmaktadır. Nem tutabilen yumuşak yapıları, çelikleme ve benzeri işlemlerdeki kaçınılmaz rolleri, bütün ülkelerde biryofit türlerinin doğadan hasat edilmesi sonucu doğurmuş ve uygulama da, çok sayıda benzer doğa tahribi konusundan biri olarak ortaya çıkmıştır.

Biryofit türleri kuzey enlemlerinde tundra vejetasyonunun en belirgin türlerindendir. Yapılan hesaplamalarda, kuzey turbiyerlerinde permafrost topraklarda saklı tutulan karbonun tropiklerdekinin iki katı kadar olduğu, karbonun küresel ısınma sonucu açığa çıkması halinde atmosferik CO2 seviyesinde % 50 kadar artışa sebep olarak, sorunu faciaya dönüştürebileceği tahmin edilmiştir.

(2) Mevcut Durum

Türkiye biryofitleri ile ilgili çalışmalar, 19 Yüzyıl’ın ikinci çeyreğinin ardından başlamış olup, günümüzde de devam etmektedir. Özellikle son 20 yıldır alanda önemli sayıda Türk botanikçisi yetişmiş ve çalışmalarıyla biryofitik zenginliğinin ortaya çıkarılmasına önemli katkılar yapmışlardır. Türkiye’de biryofitler üzerine çalışan özgün enstitü henüz kurulmamış olmakla beraber, çeşitli illerde bulunan üniversitelerde (, Aydın, Çanakkale, Çankırı, Eskişehir, İzmir, Zonguldak vd.) konu üzerinde çalışan, çeşitli akademik seviyelerde, yirmi dolayında biryofit uzmanı görev yapmaktadır. Konuya ilgi duyanların sayısındaki sürekli artış, gelecek için umut vericidir.

1829 Yılı’ndan bugüne kadar, Türkiye biryofitleri ile ilgili 200’ün üzerinde çalışma yayınlanmıştır. çalışmaların sonunda, 2004 başı kayıtlarına göre Türkiye’de 3 Anthocerotophyta, 163 Hepaticophyta ve 721 Bryophyta taksonunun yayılış gösterdiği belirlenmiştir. Verilen rakam, Türkiye biryofit florasının son rakamlarını değil, ulaşılan seviyeyi ifade etmektedir. Aynı zamanda, farklı bilim adamlarının, taksonların statüsü bağlamındaki farklı görüşlerine bağlı olarak küçük değişiklikler de görülebilir. Araştırılan alanlar, bütünüyle dikkate alındığında, henüz Türkiye’ çok küçük yüzeyinin floristik olarak derinliğine incelendiğini söylemek gerekir. Dolayısıyla, Türkiye’de yayılış gösteren toplam biryofit sayısı, burada belirtilenden yüksek olacaktır.

Türkiye biryofitlerine biraz yakından bakıldığında, boynuzlu ciğerotlarının iki cins (Anthoceros ve Phaeoceros) altında 3 türle temsil edildiğini, ciğerotlarının 23’ü monotipik olan 58 cins altında 163 takson’a sahip olduğu görülebilir. Bütün biryofitler içinde en gelişmiş grup olarak bilinen karayosunlarının Türkiye’ de yayılış gösteren 721 taksonu ise 52’si monotipik,165 cins altında toplanmaktadır.

Karayosunları arasında ise sayısal durumun diğer gruplara göre yüksek seviyelerde seyretmesi sebebiyle 10 ve 10’dan fazla takson içeren cinsler ele alındığında; en yüksek sayıda takson içeren cinsin Bryum (47) cinsi olduğu, cinsi Grimmia (29), Orthotrichum (29) ve Syntrichia (27) cinslerinin izlediği görülmektedir. eski literatürde Syntrichia cinsinin bütün taksonlarının Tortula cinsi içinde değerlendirilmesi sebebiyle, birbiriyle yakın ilişkili olan iki cinsin toplam takson sayısının 40 olduğunu belirtmekte yarar vardır.

Türkiye biryofit çeşitliliğinin ortalama Akdeniz ülkesinden yüksek olacağını beklemek için bazı haklı gerekçeler vardır. Türkiye’deki çiçekli bitki çeşitliliğinin hemen hemen kıtasal boyut kazanmasına sebep olan faktörler kompleksi, aynı zamanda biryofitler için de söz konusudur. Avrupa-Sibirya floristik bölgesi Avrupa’da yayılış gösteren çok taksona mekân olmaktadır. Akdeniz kıyı kesimi de, Avrupa Kıtası’nın Akdeniz Kıyısı alanlarının taksonları için büyük boyutta ortam zenginliği ve buna bağlı olarak kserofitik biryofitler için zengin kaynak olma potansiyeli göstermektedir. İran – Turan floristik bölgesi de, biyoçeşitlilik açısından benzeri özellikleri taşımaktadır. Meselâ, Crossidium cinsinin Türkiye’de bugüne kadar tesbit edilmiş tek türü olmasına rağmen, Avrupa ve Doğu Akdeniz ülkeleriyle beraber bazı Arap yarımadası ülkelerinde bulunduğu bilinen başka türlerinin, Türkiye’de de tesbit edilmesini beklemek gerçekçi olacaktır. Bütün dünyada 11 türle temsil edilen, böylesine küçük sayılabilecek cinste dahi Türkiye’ potansiyelini görmek, ileride yazılacak “Türkiye Biryofit Florasının” ne kadar zengin olabileceği konusunda fikir verebilir.

(3) Karşılaşılan Darboğazlar

Geniş yüzölçümüne sahip olan Türkiye’, çok büyük habitat ve bitki türü çeşitliliğine sahip olmasına rağmen yeterli sayıda aktif “Bryolog”unun bulunmayışı, en temel sorunlardan biridir. Buna ek olarak, kapsamlı araştırma projelerinin finansmanı konusunda karşılaşılaşılan sıkıntılar, biryofit türlerini ve bunların ticarî, tıbbî benzeri uygulama alanlarındaki potansiyelini belirleme girişimlerine çeşit engel teşkil etmektedir. Türkiye’ özellikle batı kesimlerinde devam etmekte olan hasat ve bunu takiben ihracat çalışmaları, şimdiye kadar yeterince ele alınıp, programa da düzenlemeye kavuşturulmuş değildir. Floristik çalışmaların son yıllarda artmış olmasına rağmen henüz ülke florasının tamamlanması söz konusu olmadığından, Türkiye’ sahibi olduğu türlerin taşıdığı riskler hakkında nitelikli bilgi yoktur.

Önümüzdeki yıllarda üzerinde önemle durulması gereken konulardan biri de, floranın ortaya konmasıyla eş zamanlı olarak hasat kapsamında Türkiye’deki habitatların potansiyeli ve girebileceği risklerin belirlenmesi olacaktır. konuda düzenleme yapılamaz program geliştirilemezse, varlığı bilimsel olarak ortaya konmadan bazı biryoft türlerinin kaybolma tehlikesi vardır.

e. Eğreltiler

“Türkiye Florası” adlı eserin 1. cildinde işlenen bitki grubu, bundan evvelki tohumsuz bitki gruplarına göre, az sayıda taksona (yaklaşık 100) sahip olup, bilinmektedir. Eğreltiler, Türkiye’ çok kurak kesimleri hariç, çok nemli yerlerde yaygın olan bitkilerdir. ziyade, orman altları ile Karadeniz ve Marmara bölgelerinde ormanların tahrip edildikleri yerlerde çok görülen eğreltiler, ormanlık sahalar dışında, özellikle kurak bölgelerde, nemli kaya çatlakları ile gölgelik yerlerde bulunurlar.

Eğreltilerin kısmı olan Atkuyrukları (Equisetales), çok akarsu ve su birikintilerinin kenarlarına yerleşmiş bitkiler olup, Türkiye’de 8 türü mevcuttur.

Kibrit otları (Lycopodiales)’nın 6 türü ülkede yetişmekte olup, bunların hepsi Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yayılış gösterirler.

Hakikî eğreltiler (Filicales) ise, 26 cins ve 78 civarında tür sayısı ile Türkiye’de yetişen en büyük eğrelti grubudur. Bunların dışında 10 adet hibrid tür de bulunmaktadır. gruba giren türler, çoğunlukla Karadeniz ve Marmara bölgelerinde bulunmakla birlikte, diğer bölgelerde de nisbeten nemli ortamlarda yetişebilmektedir. çok Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yaygın olarak yetişen eğrelti türü olan ve Erkek Eğrelti Otu (Dryopteris filix-mas)’nun toprak altı gövdelerinin, kurt düşürücü etkisi bulunmaktadır.

Bilimsel adı Selaginellales olan diğer eğrelti grubundan, Türkiye’de 2 cins ve bunlara ait 5 tür bulunmaktadır.

f. Tohumlu Bitkiler

(1) Giriş

Tohumlu bitkiler, Türkiye’de yetişen taksonları, bunların yayılış ve yetişme ortamları en bilinen bitki grubudur. Bitkiler âleminin en gelişmiş grubu kabul edilirler. Türkiye’de yetişen tohumlu bitki türü sayısı, yaklaşık olarak 9500 civarındadır. Takson bazında sayı, son yıllarda 11.000’e yaklaşmaktadır. tür zenginliği, komşu ülkelerde olmadığı gibi, hiç Avrupa ülkesinde de bulunmamaktadır. zengin florada, yaklaşık 3000 civarında endemik tür bulunması ve ılıman kuşak ülkeleri arasında, endemik tür açısından zengin ülkelerinden biri olması, Türkiye’ye ayrı önem kazandırmaktadır. Türkiye florası içinde bütün tohumlu bitki gruplarına ait türler şamakta olup, bunlar ülkedeki flora ve vejetasyonun en önemli bitki grubunu meydana getirirler.

(2) Mevcut Durum

aa. Açık ve Çıplak Tohumlu Bitkiler (Gymnospermae)

Tohumlarının etrafında meyva teşekkülü olmadığı için isimle anılan bitkiler, tür sayıları az olmakla birlikte, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geniş alanlar kaplar ve ormanların büyük kısmını meydana getirirler. Çiçekli bitkilerin (Angiosperm’lerin) hızlı şekilde yaygınlaşmaları sonucu, gerek kapladıkları alan ve gerekse tür sayısı açılarından bütün dünyada gerilemeye başlayan bitki grubunun türlerinden büyük kısmı, jeolojik devirler içinde şanan olumsuz ekolojik şartlara uyum gösteremedikleri için dünya yüzünden silinip gitmişlerdir. ımızda bazı Gymnosperm ordoları ancak fosil formlardan bilinmektedir. Eskiden 10.000’e yakın türü olduğu bilinen Gymnosperm’lerin dünyada halen bulunan tür sayısı, 800 civarındadır.

Gymnosperm’lerin Türkiye’de en zengin cins ve türle temsil edilen, aynı zamanda en geniş bitki toplulukları olan iğne yapraklı ibreli ormanları meydana getiren familyası, Pinaceae (Çamgiller)’dir. familyanın 4 cinsi (Pinus, Abies, Cedrus, Picea) Türkiye’de doğal olarak yetişmektedir. Cupressaceae (Selvigiller) familyasının iki alt familyası (Cupressoideae ve Juniperoideae) ve bunların da birer cinsi (Cupressus ve Juniperus) bulunmaktadır. familyaların hemen hepsine ait türler ormanlık sahalarda yetiştikleri halde, Ephedraceae (Denizüzümügiller) familyasına ait bitkiler çok step alanlarda yayılış gösterirler.

bitki grubu içinde en zengin türe sahip cins Ardıç (Juniperus) olup, cinsin 8 türü Türkiye’de doğal olarak yetişmektedir. İkinci sırayı, 5 tür ile Çam (Pinus) cinsi almaktadır. Göknar (Abies)’ın ise 2 türü ve bunlara ait 5 alt türü bulunur. Lâdin (Picea), Porsuk (Taxus), Selvi (Cupressus) ve Sedir (Cedrus) cinsleri ise Türkiye’de tek tür ile temsil edilirler.

Gymnosperm’lerden olmakla birlikte, çeşitli özellikleri bakımından onlarla çiçekli bitkiler arasında geçiş formu olan ve sebeple evrimsel bakımdan ileri Gymnosperm cinslerinden biri olan Deniz Üzümü’nün (Ephedra) Türkiye’de 3 türü yetişmektedir. Yetişme şekli bakımından kısa boylu çalı olan cinsin türleri, step alanları içindeki taşlık ve kayalık yerlerde bulunur ve tıbbî açıdan önemli olan bitkilerdir.

Çalı formunda olan Ephedra türleri dışında, Türkiye’de saf ve karışık ormanlar meydana getiren, yurt güzelliği yanında, ekolojik ve ekonomik açıdan önemli olan Gymnosperm türleri hakkında, ekolojik çeşitlilik (orman) bölümünde ayrıntılı bilgiler verilmiştir.

bb. Kapalı Tohumlu Çiçekli Bitkiler (Angiospermae)

ımızda tür sayısı bakımından dünyanın en zengin bitki grubu olan çiçekli bitkiler, dünya vejetasyonunda da egemen rol oynarlar. Çiçekli bitkiler, özelliklerini Türkiye’de de devam ettirirler. Çiçekli bitkiler, Gymnosperm’ler ile birlikte, Türkiye bitkilerinin en bilinen grubu olmakla beraber, ülkenin batı yarısı, doğu yarısına göre, floristik açıdan incelenmiştir. Gerek flora ve gerekse bitki sosyolojisi ve ekolojisi araştırmalarının çoğu, eski üniversitelerin kesimde yer almasının da etkisiyle, çoğunlukla Batı Anadolu’da yapılmıştır. Anadolu’nun doğusu, her ne kadar geçen yüzyıl içinde Avrupalı botanikçilerin, ımızda da onlarla birlikte yerli botanikçilerin dikkatlerini çekecek derecede ilginç olmaya devam etmekte ve bazı araştırmalar yapılmakta ise de, bölgenin flora ve vejetasyonu konusundaki bilgiler hayli eksiktir. yandan Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kurulan üniversitelerde yetişen botanikçilerin kendi yörelerinde yapacakları araştırmalar, diğer yandan da hayli masraflı olan tip araştırmaları şimdiye kadar destekleyen TÜBİTAK’ın, 1986 Yılı’ndan itibaren bölgelerde yapılacak floristik araştırmaları destekleme gibi ilke kararı alması, bundan sonra konularda yapılacak araştırmaların büyük kısmının, Türkiye’ doğu yarısında yaygınlaşması sonucunu doğuracaktır.

Türkiye’de yetişen çiçekli bitki türleri 145 familya içinde toplanmıştır. familyalar arasında tür sayısı bakımından en zengin familya Compositae (Toplu çiçekgiller)’dir. Leguminosae (Baklagiller) ikinci, Gramineae (ğdaygiller) ise üçüncü sırayı almaktadır. Bunlardan ikisi, Türkiye Florası’nın 5. ve 3. Ciltlerinin tamamını oluşturur. Gramineae familyası ise 9. cildin büyük kısmını meydana getirir. familyalar dışında tür sayısı bakımından zengin diğer familyalar ise şunlardır: Scrophulariaceae (Sıracıotugiller), Caryophllaceae (Karanfilgiller), Boraginaceae (Hodangiller), Cruciferae (Turpgiller), Labiatae (Ballıbabagiller), Rosaceae (Gülgiller), Umbelliferae (Maydanozgiller), Campanulaceae (Çançiçeğigiller), Rubiaceae (Kökboyasıgiller)’dir. sayılan familyaların hepsi, çiçekli bitkilerin çift çenekli grubuna ait familyalardır. önce belirtilen Gramineae familyası ile birlikte, çiçekli bitkilerin tek çenekli grubundan zengin tür sayısına sahip bazı familyalar ise şunlardır: Liliaceae (Zambakgiller), Iridaceae (Süsengiller), Orchidaceae (Salepgiller), Cyperaceae (Papirusgiller) ve Juncaceae (Hasırotugiller).

Cins sayısı açısından önemli familyalar: Gramineae (140), Compositae (133), Umbelliferae (99), Cruciferae (85) Leguminosae (69) Boraginaceae (34), Caryophyllaceae (32), Liliaceae (35), Rosaceae (35).

Tür sayısı bakımından zengin familyalar: Compositae (1160), Leguminosae (980), Labiatae (550), Cruciferae (515), Gramineae (515), Caryophyllaceae (470), Scrophulariaceae (465), Umbelliferae (420), Liliaceae (400) ve Boraginaceae (305)

Çiçekli bitki familyalarına ait türler arasında en zengin bitki coğrafyası elemanları İran-Turan kökenli olanlarıdır. Akdeniz kökenliler ikinci, Avrupa-Sibirya kökenli olanlar ise üçüncü ve son sırayı alırlar.

Türkiye’de en çok türe sahip olan cins, Leguminosae familyasından, halk arasında olarak Geven diye bilinen, Astragalus’tur. cinsin Türkiye’de yetişen tür sayısı, Flora’da 375 olarak gösterilmekte ise de, 3. cildin yayınlandığı 1970 Yılı’ndan sonraki yayınlarda tanımlanan türler ile sayı 440’a ulaşmış olup, 450’ye doğru hızla yaklaşmaktadır. Türkiye’de yetişen geven türleri, yaprak orta damarlarının dikenli ve dikensiz olmasına göre iki ana gruba ayrılırlar. Geven adı çok yaprakları dikenli olanlara verilmektedir. Dikenli yapraklı olanlarından bazı türlerden kitre zamkı denen madde elde edilmekte ve madde hem tekstil ve gıda endüstrilerinde, hem de ilâç sanayiinde kullanılmaktadır. kaç dikenli türden madde çıkarılmakla birlikte, en makbul ürün A. microcephalus türünden elde edilmektedir. tür, Orta ve Doğu Anadolu bölgeleri ile bunların komşu oldukları bölgelerde yaygın olarak yetişir. bitki ile birlikte diğer bazı dikenli geven türleri, hayvan yeminin kıt olduğu senelerde, hayvan besini olarak da kullanılmaktadır. Dikensiz gevenlerden bazıları ise mer’a bitkisi olarak önemlidir. Güzel ve gösterişli çiçeklere sahip bazı dikensiz geven türlerinin, gelecekte süs bitkisi olarak da kullanılacağı tahmin edilmektedir. Diğer taraftan, uzun ve yaygın kök sistemine sahip çoğu Astragalus türlerinin, özellikle dikenli olanların, yastık şeklinde gövdelere sahip olmaları ile erozyon önleyici özelliklerinin olması, gelecekte çla da kullanılmalarını gerektirecektir. cins, Türkiye’de çok yaygın olarak yetişmekte olup, çoğu türleri step ve yüksek dağ stepleri gibi, ağaçsız alanlarda görülmekle birlikte, orman açıklıklarında yetişen türleri de vardır.

Sığırkuyruğu adı ile bilinen Verbascum cinsi, 228 tür ile ikinci sırayı almaktadır. Türkiye Florası’nın 6. cildinde yer alan cinste, bulunan türlerle, sayının 235’e yaklaştığı belirtilebilir. 180 civarında türü endemik olan cinste endemizm oranı % 70 civarındadır. Çoğunlukla yurdun İran-Turan ve Akdeniz bitki coğrafyası alanlarına ait yerlerinde (kabaca seyrek ve az türle temsil edildiği Trakya’nın kuzeyi ve Karadeniz Bölgesi dışındaki yerler) yaygın olan ve ufak alanlar halinde topluluklar meydana getirmekle birlikte, çok tek tek ve seyrek, nâdiren ufak topluluklar halinde yetişen cinse ait bazı türlerin çiçekleri, tıp alanında kullanılmaktadır.

Türkiye’ tür sayısı bakımından zengin 3. cinsi Compositae familyasından Centaurea (Peygamber Çiçeği Gökbaş )’dır. Yurdun bazı bölgelerinde, tür sayısı ve yayılış bolluğu açısından yoğunluk göstermekle birlikte, hemen her bölgede ve çok değişik ortamlarda yetişebilen cinstir. Türkiye’de 180 türü bulunmaktadır. Bazı türleri tıbbî özellikte olan cinsin ekin tarlalarında yetişen türleri kültür bitkileri ile rekabete girerek verimi düşürmekte ve açıdan yurt ekonomisine olumsuz etki yapmaktadır. Ancak, türlerinden çoğu güzel ve gösterişli çiçeklere sahip olan cinsin, özellikteki türlerinin gelecekte süs bitkisi olarak kullanılmaya başlanması ile önemli ölçüde ekonomik gelir sağlanacaktır.

Tür sayıları 150’ üzerinde olan 3 önemli cins dışında, tür sayısı oldukça yüksek olan diğer bazı önemli cinsler ise şunlardır. Allium (Yabani Soğan Sarımsak) 150, Silene (Nakıl) 130, Hieracium 112, Trifolium (Üçgül)105, Galium (Yoğurt Otu) 102, Campanula (Çan Çiçeği) 105, Alyssum 92 ve Salvia (Adaçayı ) 85.

2. Endemik Bitkiler

Türkiye, endemik bitkilerinin zenginliği bakımından dünyanın önemli ülkelerinden biridir. Ancak, tohumsuz bitki grupları üzerindeki araştırmalar henüz çok yetersizdir. Bununla beraber bilinmektedir ki, ilkel bitki grupları dünya yüzünde hemen her yerde yaygın olan türlere sahiptir. sebeple, gruba giren bitkilerde endemizme hiç rastlanmamakta söz edilemeyecek kadar düşük olmaktadır. Türkiye Florası kayıtlarına göre Türkiye’de yetişen 75 civarındaki eğrelti türünden ancak 1’i (Asplenium reuteri) endemiktir. Ancak bitkinin esasında mevcut olmadığı ve başka eğrelti türünün varyasyonu olabileceği de ileri sürülmektedir.

Tohumlu bitki olmalarına rağmen, Gymnospermlerde de endemizm oranı çok düşüktür. gruptan Abies cinsine ait 3 alt tür dışında, gruptan Türkiye’ye endemik bitki yoktur. sebeplerle, bölümde Türkiye’de endemizm konusunda en zengin ve önemli bitki grubu olan çiçekli bitkilerden (Angiosperm) örnekler verilmektedir.

Flora’nın son olarak yayınlanan ek ciltlerinden de elde edilen kayıtlara göre, Türkiye’deki endemik bitki sayısı 3000’den biraz fazla olup, son kayıtlara göre bunların floradaki bütün bitkilere oranı % 34’tür. Türkiye’deki endemik bitkilerin sayısı, Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında endemik tür sayısı çok yüksektir. Avrupa ülkeleri arasında en çok endemik türe sahip ülke Yunanistan olup, ülkede en fazla 1000 kadar endemik tür yetişebileceği düşünülmektedir.

Türkiye’deki endemik bitkiler, belirli dağ ve dağ silsilelerine lokalize oldukları gibi, geniş yayılışlı endemikler de vardır. Sayıları az da olsa bazı endemikler çok ufak alanlarda ( gölün kenarı, dağın yamacı vb.) yayılış gösterirler. Belirli dağ silsile için endemik bitkiler açısından en zengin yer, Amanos Dağları’dır. Endemiklerce zengin diğer dağlar ise, başta Ege Bölgesi’ güney ucu ile Akdeniz Bölgesi’ batısında yer alan dağlar olmak üzere, Uludağ ve Kaz Dağı’dır. sayılan dağ ve silsilelerden çoğunun etrafı genellikle ovalar ile çevrili olduğundan, dağlardaki endemikler nisbeten dar yayılışa sahip iseler de, Doğu Anadolu dağlarında yetişen endemikler; dağlar, batıdakilere göre devamlı olduklarından, diğer deyişle izole olmadıklarından, bölgede yetişen endemiklerin çoğu, dağa has olmaktan çok, geniş yayılışlıdırlar. Belli dağlar dışında, Türkiye’ endemizm yönünden dikkat çekici yöreleri şunlardır: Orta Toroslar (Ermenek, Gülnar, Mut arası) Antitoroslar (Saimbeyli ve Maraş çevreleri), Van-Siirt-Bitlis ve Hakkâri illerini kapsayan bölge, Rize ve Artvin civarındaki yüksek dağlar, Gümüşhane ve Erzincan arası ile Munzur Dağları ve Ilgaz Dağları. Sivas ve Çankırı çevreleri, jips sevenler, Tuz Gölü çevreleri ise, özellikle tuzcul endemiklerce zengindir.

Endemik bitki türleri açısından Türkiye’ en zengin familyası, 425 kadar endemik türe sahip olan Compositae’dir. familya, endemik olmayan türlerce de zengin olduğundan, endemizm oranı düşük olup, % 40’tır. İkinci sırayı Leguminosae alır. familyaya ait 375 civarında tür endemik olup, Compositae familyası ile benzer özelliğinden dolayı endemizm oranı düşüktür. Labiatae familyası yaklaşık 330 civarındaki türle 3. sırayı almaktadır. familyaya ait 306 tür endemik olup, endemizm oranı, diğer iki familyaya göre yüksektir Bunun en önemli sebebi, familyanın özellikle Akdeniz Bölgesi’ yüksek dağlarında yetişen türlerinin bulunması ve toplam tür sayısının diğer iki familyaya göre az olmasıdır.

Endemik tür sayısı bakımından zengin diğer familyalar ve endemizm oranları: Scrophulariaceae (241; % 52), Cruciferae (195; % 40), Caryophyllaceae (190; % 40), Liliaceae (118; % 30), Umbelliferae (117; % 30), Boraginaceae (108; % 36), Rubiaceae (74; % 44)

Endemik tür sayısı bakımından en zengin cins ise, 250 kadar tür ile Astragalus’tur. cinsin endemizm oranı hayli yüksek olup, % 60’tır. Bunun başlıca sebebi, cinse ait çoğu endemik türlerin Doğu Anadolu Bölgesi’ yüksek dağlarında yetişmesi ve bunların şimdilik Türkiye’ye has olarak bilinmesidir. Burada “şimdilik” ifadesinin kullanılmasının sebebi, gelecekte bölgeye komşu olan İran ve Irak floraları hakkında bilgilerin artması halinde, Türkiye’ye has bazı türlerin o ülkelerde de yetişmiş olmalarının belirlenmesi ihtimalidir. Pek tabiidir ki, durum yalnız Astragalus için söz konusu olmayıp, sınırlara yakın yerlerde bilinen diğer cinslere ait türler için de geçerlidir. kitabın cildinin yayınından sonra yayınlanan makalelerden ve Türkiye’de bulunan bazı seksiyonlarının revizyon çalışmalarından elde edilen sonuçlara göre, 55 kadar Astragalus türünün komşu ülkelerde yetişmesi bazı diğer taksonların sinonimi oldukları belirlendiğinden, bunların endemik özelliği kaybolmuş olmakla birlikte, yapılan çok sayıda floristik çalışma sonucu endemik taksonlar da Türkiye florasına eklenmiştir.

Verbascum (Sığır kuyruğu) cinsi, 175 tür ile endemiklerce zengin 2. cins olup, endemizm oranı Astragalus’a göre biraz yüksektir (% 70). Verbascum’un endemik türlerinin çoğu, Astragalus’un tersine, çok yurdun batı kesiminde yetişirler.

Centaurea (Peygamber Çiçeği Gökbaş), 110 endemik tür ile 3. sırayı almaktadır. Endemizm oranı ise % 65’tir. cinse ait endemik türler, evvelki iki cins gibi yurdun belirli yörelerine lokalize olmaktan çok, değişik bölgelere dağılmıştır. Türlerinden bazıları (C. tchihatchefii, C. iconiensis, C. isaurica vb.) çok dar yayılışlı, nâdir endemiklerdir.

Endemik Tür sayısı bakımından zengin diğer cinsler ve endemizm oranı: Hieracium (66; % 67), Alyssum 55 (% 60), Campanula (55; % 51), Silene 52 (% 40), Allium (50; % 35), Galium (49; % 48), Salvia (45; % 51) dır.

Yukarıda belirtilen cinslere göre az sayıda endemik türe sahip olmakla birlikte, yüksek endemizm oranı ile dikkat çeken bazı cinsler ise şunlardır: Alkanna (% 80), Sideritis (% 80), Acantholimon (% 80), Paronychia (% 75). Gypsophila (% 70), Paracaryum (% 70) ve Cousinia (% 68). Ebenus (14) ve Bolanthus (6) cinsleri oldukça az sayıda tür ile Türkiye’de temsil edilmekle birlikte, ülkemizde yetişen bütün taksonlarının hepsi endemiktir.

Yukarıda önemli olanlarından bahsedilen endemik cinsler dışında, dünyada monotipik, yani tek türü olan ve Türkiye için endemik olan cinsler ile familyaları şunlardır: Cyatobasis (Chenopodiaceae); Phryna ve Thurja (Caryophyllaceae); Leucocyclus (Compositae); Physocardamum ve Neotchihatchewia (Cruciferae); Nephelochloa ve Pseudophyleum (Gramineae); Dorysteachas (Labiatae); Sartoria (Leguminosae); Necranthus (Orobanchaceae); Crenosciadium, Ekimia, Microsciadium ve Olymposciadium (Umbelliferae).

Bitki coğrafyası bölgeleri arasında İran-Turan Bölgesi en çok endemiğe sahip olan bölgedir. Akdeniz Bölgesi ikinci, Avrupa-Sibirya ise üçüncü sırayı almaktadır.

Türkiye’de yalnız o bölgeye has endemik bitkiler açısından en zengin coğrafya bölgemiz, 800 kadar tür ile Akdeniz Bölgesi’dir. Doğu Anadolu’da 375, Orta Anadolu’da 275, Karadeniz’de 210 ve Ege Bölgesi’nde ise 150 kadar endemik tür yetişmektedir. Marmara (70) ve Güneydoğu Anadolu (35) bölgeleri ise, Türkiye’deki coğrafya bölgeleri arasında, endemiklerce en fakir bölgelerdir. Diğer endemikler ise birden fazla coğrafya bölgesinde yayılış göstermektedir.

İlk baskısı 1989 Yılı’nda yayınlanan, Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı’nın ikinci baskısı, 2000 Yılı’nda gerçekleştirilmiş ve kitap kapsamında Türkiye’ Vasküler bitkileri, IUCN’in 1994 esaslarına göre sınıflandırılmıştır. Ancak kitabın yayınından sonra IUCN tehdit kategorileri esaslarında bazı değişiklikler de olmuştur. Ülkemiz bitkilerinin tehdit kategorileri hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenler kitabı incelemelidirler. Ancak son yıllarda yapılan bazı floristik çalışmalarda, genellikle genç ve meraklı botanikçilerimizin, kitabın son baskısında olduğu belirtilen bazı bitki taksonlarının şadıklarını tesbit etmiş olmaları sevindiricidir.

Türkiye’de yetişen Familya ve cinslerin endemizm durumları hakkında Flora’nın ek 10. cildinde tablolar halinde ayrıntılı istatistikî bilgiler bulunmaktadır. bilgiler cinslere ait taksonların durumları hakkında bilgi vermekle birlikte rakamların bazıları, kitabın baskısından sonra, 2000 Yılı’nda yayınlanan Flora’nın ikinci ek cilt, 11. cildinde yayınlanan taksonlar sonucu değişmiştir. Hattâ ikinci ek cildin yayınlanmasından 5 yıla yakın süre geçmesine rağmen, cildin yayınından sonra çıkan makalelerden, yaklaşık 300 kadar türün yayınlandığı anlaşılmaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalarla sayılar da kısa zamanda değişebileceğinden, yukarıda verilen rakamlar kesin olmayıp, yaklaşık rakamlar olarak düşünülmelidir.

3. Bitkilerden Yararlanma

Türkiye’ zengin florası içindeki çeşitli bitki türlerinden, gerek bunların yetiştiği yöre halkı, gerekse endüstriyel ve bilimsel kuruluşlar, değişik çlarla yararlanmaktadır. Yararlanma şekillerine göre bunlar şu gruplar altında toplanabilir:

a. Tıbbî ve Kokulu Bitkiler

Bazı bitki türleri, ilâç hammaddesi kimyasal maddeler elde edilmek üzere tabiattan toplanmakta ve bunların kısmı yurt içinde tüketilmekte doğrudan yurt dışına satılmaktadır. Tıbbî özelliği, bilim dünyası tarafından bilinen ve aynı zamanda halk ilâcı olarak da kullanılan bitki türleri, Türkiye’de oldukça zengindir. Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinin zengin florası içinde kokulu bitki türleri de oldukça fazladır. Bunlardan kısmı toplanarak temizleme ve ayıklama gibi basit işlemlerden geçirildikten sonra yurt dışına satılmakta, bazıları da yöresel ve oldukça ilkel metotlarla işlenip gerekli maddeler elde edildikten sonra değerlendirilmektedir. Isparta’da bulunan gülyağı fabrikası ile Antalya’nın bazı ilçelerinde mevcut olan kokulu ğ elde edilen imalâthaneler örnek olarak verilebilir.

Bazı bitki çeşitlerinin, Adaçayı (Salvia) ve Dağ çayı (Sideritis) türleri adı altında halk arasında en yaygın kullanılış şekli, çay şeklinde içilme yoluyla olup, şekilde kullanılış eskiden çok güney ve batı illerimizde yaygın iken, son yıllarda yurt sathında yayınlaşmış bulunmaktadır. Origanum cinsine ait bazı türler, gene kokulu olan bazı cinslerin türleri ile karıştırılarak “Kekik” adı altında satılmaktadır. Son yıllarda aromatik bitkilerin bazılarının kültürlerinde önemli gelişmeler gözlenmektedir.

DPT tarafından TÜBİTAK kanalı ile desteklenen bazı projeler ile Türkiye’de yaygın ticareti yapılan önemli bitki taksonlarının (ki, bunlar arasında grup bitkiler başı çeker), şu ana kadar pek bilinmeyen yurt içi ve dışı ticaret rakamları ile olayın doğa tahribine sebeb olup olmadığı belirlenmektedir. 2002 Yılı’nda başlayan projeler tamamlandığında (tahminen 2006), bitkilerin yukarıda belirtilen konulardaki durumu açıklığa kavuşturulacak ve bunlardan gerekenlerin CITES listelerine konmaları çalışmaları başlatılacaktır.

b. Süs Bitkileri

Flora içinde çok sayıda süs bitkisi olarak kullanılabilecek bitki türleri bulunmakta ise de, bunların henüz yeterli derecede kullanıldığını söylemek zordur. İşin ilginç tarafı, bunlardan bazıları, Türkiye tabiatından toplanıp Avrupa ülkelerine, özellikle Hollanda’ satılmakta, ancak Türkiye’de kullanılmamaktadır. Örneğin, gösterişli çiçekleri, diğer bitkilerden erken çiçek açmaları ve kolay yetiştirilmeleri sebepleriyle tercih edilen yumru, soğan ve rizom gibi toprak altı gövdelere sahip Geofit ortak adı ile bilinen bitkiler, Türkiye’de toplanarak, yurt dışına satılmaktadır. Bunların halk tarafından da olarak bilinenlerinden bazıları, Lâle (Tulipa) Nergis (Narcissus) Siklamen (Cyclamen), Kardelen (Galanthus), Göl Soğanı (Leucojum aestivum), Kar Çiçeği Sarı Kokulu olarak bilinen Eranthis hyemalis ile Anemon Yoğurt Çiçeği (Anemone blanda)’dir. gruba dahil bitkiler, yurt dışındaki bahçe ve parkları Şubat ve Mart aylarından itibaren güzel ve gösterişli çiçekleri ile süslemekte ve bunların kısmı, Türkiye’den gönderilmektedir. olayın uzun zamandan beri devam etmesi ve 1970’li yıllardan sonra gittikçe büyük boyutlara ulaşması sonucu, Türkiye tabiatı gün geçtikçe fazla tahrip edilmekte idi. Ancak kitabın baskısının çıktığı yıllardan, özellikle 1990’lardan sonra alınan tedbirler ve dünyada doğal bitki ve hayvan türlerinin uluslararası ticaretini kontrol altına almayı çlayan CITES Sözleşmesi’ Türkiye tarafından da 26.12.1996’da imzalanması ile yurt dışına satılan Geofit’lerin ticareti sıkı kontrol altına alınmış ve eski yıllarda bitkilerde gözlenen doğa tahribi, büyük çapta, önlenmiştir. 1990’lı yıllardan sonra alınan etkili tedbirlerle bunların ve yurt dışına satılan diğer geofit’lerin populasyonlarının eski haline gelmesi sağlandığı gibi, bazılarının (Lilium candidum, Sternbergia lutea, Fritillaria imperialis, F. persica ve Leucojum aestivum ile Cyclamen hederifolium) üretilerek yurt dışına satılmalarında önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

c. Endüstriyel çla Kullanılan Bitkiler

Türkiye florasında bulunan bazı doğal bitkilerden elde edilen çeşitli maddeler, değişik endüstri dallarında kullanılmaktadır. Geven bitkisinden çıkarıldığı önce belirtilen kitre maddesi bunlardan biridir. Herkes tarafından bilinen ve asırlardan beri beslenme alanında kullanılan Salep (Orchis) bitkisi, beslenme yanında, tıbbî çlarla da kullanılır. Geçen yüzyılın ortalarından beri Türkiye’den sökülmek suretiyle dışarı satılan Meyan Kökü (Glycirrhiza) bitkisi de tıbbî çlarla kullanıldığı gibi, meşrubat sanayiinde de kullanılır. Eskiden ülkenin batı kesimindeki dağlarda yaygın olarak yetişen bitki olduğu halde, ımızda çok ender rastlanan tür olan Censiyan (Gentiana lutea) gerek tıpta, gerekse meşrubat sanayiinde kullanılmaktadır. bitkinin doğadan toplanması ve yurt dışına ihracı 1974 Yılı’ndan beri yasaklanmış ve doğa tahribi durdurulmuştur. Son yıllarda, Türkiye’de tamamen olduğu sanılan bitkinin, Kütahya’daki askerî radar alanı ile Balıkesir – Domaniç ormanlarında iki populasyonu tesbit edilmiş ve bunlardan Domaniç çevresindeki alan, Orman Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmıştır. Kütahya’daki alan ise zaten korunmaktadır.

Doğal bitkilerimiz arasında ğ miktarı bakımından zengin olanlar var ise de, bunlardan henüz yaygın oranda faydalanılamamakta, ancak bazı kültür bitkilerinden (Ayçiçeği, Aspir, Pamuk vb.) yararlanılmaktadır. Fakat gelecekte çla kullanılabilecek olanlardan bazıları, Pelemir (Cephalaria syriaca) ve Sarı Çiçekli Ot (Boreava orientalis)’tur.

Özellikle halıcılıkta ve diğer boya ile ilgili sanayi kollarında bitkisel boya elde etmek için, çok sayıda bitkinin çeşitli organlarından yararlanılmaktadır. Çivit Otu (Isatis), Ceviz (Juglans regia), Kök Boyası (Rubia tinctoria), Hava Cıva Otu (Alkanna tinctoria) gibi çok bilinen ve yöresel olarak faydalanılan fazla sayıda bitki türü çla kullanılmakta ise de, bunların adları yalnız kullanan kişiler yöre halkı tarafından bilinmekte ve adları sır gibi gizli tutulmaktadır. Ancak son yıllarda, Sanayi Bakanlığı bünyesinde kurulan daire, yurt çapında yaptığı taramalarla tip bitkileri belirlemeye çalışmaktadır.

Şeytan Teresi (Ferula) ve Yabani Soğan (Allium) cinslerinin bazı türleri peynirlere tat vermek için özellikle doğu illerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda sadece Tunceli’de yetişen endemik Allium tuncelianum türünün, yörede halk tarafından yaygın olarak toplandığı ve yiyecek soğan olarak da kullanıldığı anlaşılmıştır. olayın sebep olduğu doğa tahribinin önlenmesi için, 2003 Yılı’ndan itibaren soğanın üretilerek kullanılma çalışmalarına başlanmış olması, olumlu gelişmedir.

d. Çayır, Mer’a ve Yem Bitkileri

Türkiye, geniş bozkır alanları, taban suyu yüksek olan yerlerde yaygın su seven çayır bitkileri ve ormansız yerlerdeki dağ çayırları gibi ortamlarda yetişen yem değeri yüksek bitkiler açısından da zengin ülkedir. Özellikle Leguminosae ve Gramineae familyalarında toplanan açıdan önemli bazı türler, Türkiye’ye has olup, çoğunun anavatanı gen merkezi de Türkiye’dir.

Türkiye’deki floristik araştırmaların başlangıç tarihi olarak 18. Yüzyıl’ın başları kabul edilmektedir. evvelce ülkemizde gözlem yapmış bazı kişiler varsa da, bilinçli floristik çalışmayı Fransız botanikçisi Tournefort’un, 1700-1702 yıllarında, Doğu, Orta ve Kuzey Anadolu’ yaptığı düşünülür. O devirde, Türkiye’de doğal olarak yetişen bitkilerle ilgili herhangi yayına rastlanmamakla birlikte, çok tıp alanında kullanılan bazı bitkiler hakkında ve süs amacı ile yetiştirilen gül, lâle, nergis, karanfil ve siklamen gibi bazı bitkiler için bazı yazılar mevcuttur. 1718-1730 yılları arasındaki devrenin “Lâle Devri” olarak adlandırıldığı da bilinmektedir.

Bitki toplamaları ile ilgili araştırma gezileri, özellikle 19. Yüzyıl’da ağırlık kazanmaya başlamış ve araştırmalar sonunda toplanan materyal, İsviçre’li botanikçi E. Boissier tarafından değerlendirilip, beş cilt ve ek ciltten meydana gelen, ının bitki sistematiği ve coğrafyası alanında en önemli eserlerinden biri olan “Flora Orientalis” adlı eserin hazırlanmasında kullanılmıştır. Yabancı botanikçilerin Türkiye florası ile ilgilenmeleri, eserin yayınından sonra da, ımıza kadar, artarak devam etmiştir.

20. Yüzyıl’ın başlarında, Türk botanikçiler de ülkenin florası ile ilgilenmeye başlamışlardır. Türk botanikçilerin yaptıkları bitki toplama çalışmaları çok 1930’lu yıllarda başlamış olup, K. Hikmet, H. Birand, S. Kuntay, K. Mıhçıoğlu gibi botanikçi, ziraatçi ve ormancılar, bitki toplayıcılar olarak belirtilebilir. Ancak kişiler ve sonra diğerlerinin yaptıkları toplamalar, planlı araştırma ve toplamalardan çok, kendilerinin merak ve şahsî çabalarından kaynaklanan çalışmaların ötesine gidememiştir. Belirli amacı olan, yani yörenin florasını, vejetasyonunu tesbit etmeyi cinsin revizyonunu yapmayı çlayan çalışmalar için başlangıç olarak Y. Akman’ın 1960’ların sonuna doğru yaptığı Amanos Dağları’nın Flora ve Vejetasyonunu tesbit etmeyi çlayan çalışması sayılmalıdır. Bundan sonra yapılan çalışmaların da yukarıda belirtilen tipte çları olduğundan, bunlar tipik floristik çalışmalar sınıfına alınır.

önce de belirtildiği gibi, Türkiye, zengin florası ile 18. Yüzyıl’dan itibaren yabancı botanikçilerin dikkatini çekmiş ve ilgi bugüne kadar devam etmiştir. çalışmalar sırasında toplanan bitki örnekleri, Berlin, Paris, Viyana ve Londra gibi önemli merkezlerdeki herbaryumlara götürülmüş olup, halen buralarda muhafaza edilmektedir. Uzun süreden beri gittikçe zenginleşen kolleksiyonlar, Edinburgh Üniversitesi’nden Prof. Dr. P.H. Davis’in, ilki 1938’de olmak üzere, 1982 Yılı’na kadar aralıklı olarak 13 kere Türkiye’ye gelerek yaptığı toplamalar ile da zenginleşmiş ve nihayet ülkemiz florası, adı “Türkiye ve Doğu Ege Adaları Florası” olarak yayınlanmaya başlanmıştır. İlk cildi 1965’te yayınlanan eser, 9 ciltte tamamlanmış ve son cildi 1985 Yılı’nda yayınlanmıştır. Yayınlandığı tarihe kadar toplanan ve Edinburgh başta olmak üzere, Avrupa’nın önemli herbaryumlarında saklanan bütün materyalin değerlendirilmesi ile hazırlanan eser, Davis’in editörlüğünde, Edinburgh Kraliyet Botanik Bahçesi elemanları ile değişik ülkelerden, arada Türk botanikçilerin de katıldığı geniş uzmanlar grubu tarafından hazırlanmıştır. Flora’daki 123 cinse ait bölümler 10 Türk botanikçisi tarafından hazırlanarak yazılmıştır. Her cinsin başında, o cinsin kim tarafından işlendiği belirtilmektedir.

eserde, Türkiye’de yetişen eğrelti ve tohumlu bitkiler yer almaktadır. Kitabın 3. cildinin tamamı, Baklagiller (Leguminosae) ve 5. cildi ise Papatyagiller (Compositae) familyalarına ayrılmıştır. Flora’daki son kayıtlara göre, eğrelti ve tohumlu bitkilere ait 9500 civarında bitki türü yetişmektedir. Adı geçen eserde dikkati çeken husus, 4 ciltte yayınlanan bitkilerin çoğunun yabancılar tarafından toplandığı halde, 5. ciltten itibaren Türk botanikçilerin topladığı örneklerin ve bunların Flora’da belirtilme sayı ve sıklığının artmasıdır. durum, o tarihlerde (1970’lerden sonra) başlayan bilinçli floristik çalışmalarda elde edilen ilginç ve bol materyalin flora yazım merkezine ve yazımına aksettirilebilmiş olmasının sonucudur.

Eser, Türkiye’deki floristik çalışmaların başlaması ve hızla artmasında itici güç olmuştur. Ayrıca, kitabın yazılması sırasında ve sonra, Edinburgh’a giden yaklaşık 50 floristik çalışma yapan Türk botanikçilerinden bazılarının çalışmalara katkıda bulunmaları, ülkelerine döndüklerinde gençleri yetiştirmelerinde gösterdikleri çaba, Türkiye’deki floristik botanik biliminin hızla gelişmesinde olumlu etki yapmıştır.

1985 Yılı’nda 9 cilt halinde eserin yazımı tamamlanmış olmakla birlikte, 1965’ten sonra Türkiye’de devam ve sayıları gittikçe artan floristik çalışmalar sırasında çoğu yerli ve yabancı botanikçiler, Flora’nın ciltlerindekilere ek çok sayıda, dünya bilim âlemi için Türkiye için kayıt olan çok sayıda bitki taksonu tesbit etmişlerdir. sonuç, Flora’mızın ek cildinin yayınlanmasını gerektirmiş ve Flora’nın editörü Davis ile o andaki asistanlarının editörlüğünde ek 10. Cilt, 1988 yılında yayınlanmıştır.

Floramızın verdiği ivme ile Türkiye’de yetişen botanikçilerin floristik araştırmalara hız vermeleri ve bunun yanında gelişmiş ülkelerde modern metotlar da kullanılarak yapılan revizyon çalışmalarına da başlanmasının verdiği deneyim sonucu, Türk botanikçileri Türkiye Flora’sının ikinci ek 11. cildinin editörlüğünü yapacak seviyeye gelmişler ve kitap, Türk botanikçilerinin editörlüğünde ve içindeki çoğu cinsler gene Türk botanikçileri tarafından işlenerek hazırlanmıştır. kitap içinde dikkat çeken husus, kitapta yayınlanan cinslerden yarısınında Türk botanikçiler tarafından toplanıp, tür olarak yayınlanması; geri kalan yarısının Türk botanikçileri tarafından toplanıp yabancı meslekdaşları ile birlikte yayınlanmış olmasıdır. Diğer ilginç sonuç ise, kitabın editörlüğünü yapanlarla, diğer Türk botanikçilerinin, yabancıların yaptıkları yanlışlıkları fark edecek düzeye gelmiş olmalarıdır. Kendi adları verilerek yabancı meslekdaşları tarafından yayınlanan bazı türlerin, evvelce bilinen türlerin sinonimleri olduğunun farkedilmesi kitabı dikkat ve bilinçli şekilde inceleyenlerin dikkatinden kaçmamalıdır. TÜBİTAK’ın finansal desteği ile hazırlanabilen son cildin bilimsel değerinin kanıtı ise, kitabın baskısının, Flora’nın eski ciltlerini yayınlayan Edinburgh University Press tarafından yayınlanmasının kabul edilmiş olmasıdır.

C. YAPILAN ARAŞTIRMA VE ÇALIŞMALAR

1. Floristik Çalışmalar Yapan Bilimsel Kuruluşlar

Türkiye’deki floristik araştırmalar, flora ve bitki sosyolojisi araştırmaları, olarak üniversitelere bağlı Botanik Ana Bilim dallarında çalışan elemanlar tarafından yapılmaktadır. Yurdun her tarafına dağılan üniversitelerin hemen hepsi, Fen-Edebiyat fakültelerine sahiptir. Eski üniversiteler yanında, son yıllarda gelişmekte olan çoğu üniversitede de floristik çalışmalara ağırlık verilmesi sevindirici diğer gelişmedir.

Üniversite elemanları tarafından gerçekleştirilen araştırmalar sırasında toplanan bitki örnekleri, özellikle , İstanbul, Ege ve Hacettepe gibi gelişmiş üniversitelerin gelişmekte olan üniversitelerin bazı fakültelerinde kurulmuş bitki müzelerinde (Herbaryum) muhafaza edilmektedir.

Türkiye’deki herbaryumların en eskilerinden biri olan Üniversitesi Fen Fakültesi bünyesinde kurulmuş olanı (ANK), tür ve örnek sayısı bakımından en zengin herbaryumdur. Burada, Türkiye florasına ait 100.000’den fazla örnek bulunmaktadır. (AEF) ve Hacettepe Üniversiteleri Eczacılık Fakültelerinde, diğer bitkiler yanında, tıbbî ve aromatik bitkilerce zengin birer herbaryum vardır. Üniversitesi Ziraat Fakültesi içindeki diğer herbaryumda ise, çok kültür bitkilerinin yabani formları üzerinde yapılan gen kaynakları ile ilgili çalışmalar sırasında toplanan bitki örnekleri muhafaza edilmektedir. ’daki diğer herbaryum Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi’nde (HUB), kurulmuştur. Diğerlerine göre , 40.000 civarında bitki örneği ve 5000’den fazla yakın türe sahip olması yanında, düzeni ile oldukça dikkat çekicidir. ’da herbaryumlardan sonra kurulan Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (GAZI) herbaryumu ise, son yıllarda yaptığı aş ile Türkiye’ en çok bilinen, tanınan ve kullanılan herbaryumu özelliğini kazanmıştır. kitabın baskısının yayınlandığı yıllarda henüz kurulma aşamasında olan herbaryum, son 20 yıl içinde çok önemli floristik projelere sahipliği yapmış ve hızla gelişmiştir. Halen 40.000’den fazla örneğe sahip olan herbaryumun önemli özelliği, Türkiye Florası kitabının tamamlanmak üzere olduğu ve Türkiye’de de yaygın olarak kullanılmaya başladığı sıralarda kurulduğu için, örneklerinin doğru olarak adlandırılmış olması yanında, ülkenin en faal botanikçilerinden bazılarının çalıştığı herbaryum olmasıdır. sebeple değişik üniversitelerden çok sayıda genç botanikçi ünvan tezlerini herbaryumda çalışarak tamamlamışlar, bunların dışında değişik üniversitelerden pek çok genç botanikçi, kendi üniversitelerinde yaptıkları unvan tezlerinde topladıkları bitkilerini buradaki materyal ile karşılaştırarak, doğru şekilde adlandırmışlardır.

İstanbul Üniversitesi’ Fen (ISTF), Eczacılık (ISTE) ve Orman (ISTO) fakültelerine bağlı üç ayrı herbaryum bulunmaktadır. Bunlardan Fen Fakültesi’ne bağlı olanı, sahip olduğu eski ve kıymetli kolleksiyonlar ile dikkat çekmekle beraber, kitabın baskısının yayınlandığı yıllarda, henüz olarak düzenlenemediği için bilimsel çalışmalara açılamamıştı. Ancak herbaryum 2000 Yılı’ndan itibaren, aynı binada salona taşınmış, salon, Nihat Gökyiğit tarafından yapılan bağışla restore edilip, bitki örnekleri alfabetik şekilde düzenlenerek botanikçilerin kullanımına açılmıştır. botanik bahçesi içinde yer alan ve tamamı Botanik Anabilim Dalı’na ait binadaki herbaryumda 40.000 örnek bulunmaktadır. Aynı üniversitenin Eczacılık Fakültesi’ne bağlı olan herbaryum, tıbbî bitkilerle birlikte, yurdun hemen her yerinde toplanmış diğer bitkilerden meydana gelen, yaklaşık 80.000 örnekli zengin kolleksiyona ve düzenli ve titiz çalışma sistemine sahip oluşu; Orman Fakültesi herbaryumu da, kendine ait binada kurulmuş bulunması ve zengin odunsu bitki kolleksiyonu ile Türkiye’ önemli araştırma merkezleridir. İstanbul’daki üniversitelerden biri olan Marmara Üniversitesi’nde de, herbaryum kurulma çalışmaları başlamıştır.

İzmir’de Ege Üniversitesi Fen Fakültesi, çok yurdun batısından toplanan örnekler ve herbaryum elemanları tarafından gerçekleştirilen sulak alanlar projesi sırasında toplanan örnekler açısından zengin kolleksiyonu olan herbaryum (EGE) ile çevresinde, ISTF dışında diğer herbaryumların sahip olmadığı, botanik bahçesine de sahiptir.

Son yıllarda Türkiye’ hemen her şehrinde kurulan üniversitelerin botanik anabilim dallarında çok sayıda bölgesel (lokal) herbaryumlar kurulmuştur. Bunlardan özellikle ikisi, Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde kurulan ADA herbaryumu ile Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde kurulan herbaryum (KONY), diğer hiç herbaryumda bulunmayan özelliğe, kendi veri tabanlarına sahip olarak, diğerlerine üstünlük sağlamışlardır. Selçuk Üniversitesi’nde, Türkiye’ en zengin ve düzenli mantar kolleksiyonunun bulunduğu da kayda değer husustur.

2. Diğer Devlet Kuruluşları

Orman Müdürlüğü’ne bağlı araştırma enstitüleri ile Millî Parklar Dairesi gibi bazı daireler, Köy Hizmetleri Teşkilâtı’nın bazı birimleri, Çayır, Mer’a ve Ziraî Mücadele Araştırma Enstitüleri, DSİ Müdürlüğü’nün bazı kuruluşları, ağaçlandırma, erozyon, tabiatı koruma ve gen kaynakları gibi konularda doğal bitkilerle ilgili araştırmalar yapmaktadırlar. Bunların yanında DSİ Müdürlüğü’nün bazı bölümleri ile Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı’nın Su Ürünleri Dairesi, kirlenme ve balık besini olmaları açısından algler ile ilgili çalışmalarda bulunmaktadır.

Ormancılık Araştırma Enstitüsü, ve Eskişehir Şeker Pancarı Araştırma Enstitüleri, ve İzmir Zirai Araştırma Enstitüleri, Devlet Su İşleri Araştırma Merkezi gibi kuruluşlarda da, kendi ilgi alanlarına giren bitkilerin korunduğu birer herbaryum vardır. Menemen’deki Ege Ziraî Araştıma Enstitüsü bünyesinde Türkiye’ en eski ve uluslararası çevrelerde kabul gören tohum bankası bulunmaktadır.

Türkiye’de doğal bitki ve hayvanlarla ilgili konular, Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı çeşitli kuruluşlar tarafından yürütülmektedir. Örneğin, tabiatın korunması ile ilgili konularla, bakanlığa bağlı Millî Parklar Dairesi ilgilenmektedir.

kitabın baskısının yayınlandığı yıllarda başlayan uzun soluklu proje ile TÜBİTAK tarafından Türkiye Florası kayıtları veri tabanı haline getirilmiştir. O zamanlar Fırat Üniversitesi’nde çalışırken projeyi başlatan, sonra çalışmalarına Bolu’daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde de devam Tekin Babaç, çalışmalarda lokomotif ve ve koordinatör görevi yüklenmiş ve sonunda Türkiye Bitkileri Veri Servisi (TÜBİVES) kurulmuş ve 2003 Yılı’ndan beri kullanıma açılmış bulunmaktadır.

Ayrıca yine TÜBİTAK tarafından Türkiye’ Biyolojik Zenginliği’ tamamını kapsayan diğer veri tabanı (Taksonomik Tür Veri Tabanı) projesi de tamamlanmak üzeredir. Bitki ve hayvan zenginliğimizin birlikte ye alacağı veri tabanı TÜBİVES ile ortaklaşa çalışacak ve henüz istenen seviyede olmayan hayvanlarla ilgili veriler işlendikçe, veri tabanı ulusal özellik kazanacaktır.

Ayrıca TÜBİTAK tarafından 1990’lı yılların ortasında başlatılan, ancak 1999 Bolu depremi sebebi ile süre ara verilen ve Türkiye herbaryumlarını kapsayan Herbaryum Veri Tabanı Projesi’ tekrar canlandırılmasına çalışılmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi bazı herbaryumlar (Çukurova ve Selçuk), projenin gelişmesini beklemeden kendi veri tabanlarını gerçekleştirmişlerdir.

D. KARŞILAŞILAN DARBOĞAZLAR

Türkiye’de çok az kişi dışında kamuoyu, doğal bitkiler ve Türkiye’ floristik zenginliği konuları ile yeterince ilgilenmemektedir. Halkımız maalesef kültürü alamamıştır. Türk halkının bitkilerle çok az ilgilenmesinin en belirgin işaretlerinden birisi, Türkiye’de bitkilerin çoğunun yöresel olarak adlandırılmamış olmasıdır. Halk ancak kendi işine yarayan, sınırlı sayıda bitkilere Türkçe ad vermiştir.

Türkiye’ zengin floristik tür çeşitliliği içinde, halk tarafından kullanılan çok sayıda bitki türü de vardır. Tıbbî ve kokulu bitkiler uzun zamandan beri, özellikle geçen yüzyılın ortalarından itibaren, tabiattan toplanarak yurt dışına satılmaya başlanmış, ayrıca dünyada gittikçe yaygınlaşan, bitkilerin hastalıkların tedavisinde kullanılması anlayışına olarak, yurt içinde de kullanılmaları gittikçe ağırlık kazanmıştır. Halk tarafından kullanılan ve aktarlarda satılan pek çok bitki yanında Sideritis, Salvia, Satureja. ve Origanum gibi kokulu bitkilerin bazı türleri, bunların başında gelir. TÜBİTAK ve DPT desteği ile 2002 Yılı’ndan itibaren, cinslerin ticareti yapılan taksonları yanında, yaygın ticareti yapılan başka önemli bitki türlerinin yurt içi ve dışı ticaretlerini tesbit etmek ve ilgili taksonların populasyonlarının olaydan zarar görüp görmediklerini anlamak üzere, konunun uzmanlarına seri projeler yaptırılmaktadır. Projeler tamamlandığında, bitkiler arasında, ticaretten zarar gören taksonların korunmaları için etkili tedbirler alınması planlanmaktadır. grup bitki türlerinin çeşitli organlarının, özellikle kök ve rizomlarının, bilinçsiz ve aşırı toplanmaları sonucu, bazı bitki türlerinin nesilleri oldukça azalmış ortadan kalkacak hale gelmiştir. önce sözü edilen Meyan (Glycyrhiza glabra), Censiyan (Gentiana lutea), yumrularından salep elde edilen Salep (Orchis, Ophyris ve Dactylorhiza) türleri konuda verilebilecek en çarpıcı örneklerdir.

Tohumlu bitkiler yanında, yenebilen doğal mantarların, yurt içinde kullanımı ve yurt dışına satımı yanında, özellikle son yıllarda çiçek üretiminde kullanılan bazı yosun türlerimizin doğadan toplanması, son yıllarda gittikçe artmaktadır.

Tabiatın kötü kullanımının diğer örnekleri olarak, bilinçsizce uygulanan aşırı otlatma ve artan nüfus ile orantılı olarak çoğalan tarla açma olaylarıdır.

Kasıtlı orman yangınlarının sebep olduğu tabiat tahribi yanında, aşırı ve gizli ağaç kesmenin ormanlarda sebep olduğu azalma ve bozulma, herkes tarafından kolaylıkla görülen boyutlara ulaşmıştır.

Kirlenme de, diğer tabiatı tahrip çeşidi olmaktadır. Murgul’daki fabrika bacasından çıkan gazların sebep olduğu çevre kirlenmesi sonucu, civardaki bitkilerin tamamen olması, şanmış tabiat tahribi olayıdır. Fabrika artıklarının sebep olduğu kirlenme olayları, sulardaki hayvan hayatı ile birlikte, besin zincirinin halkası olan ilkel bitkileri, özellikle algleri etkilemekte ve kirlenmeye dayanamayan çok alg türü ortadan kalkmaktadır. tip kirlenmenin büyük boyutlara ulaştığı İzmir ve İzmit körfezleri yana, henüz derecede kirlenmemiş bazı göl ve akarsularda olayın büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir.

Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşan ÇED uygulamalarının kısmı, üniversitelerde çalışan botanikçiler tarafından gerçekleştirilse , çalışmaların yeterli titizlikle yapılmaması, üzerinde durulması gereken husustur. ÇED raporları hazırlayan botanikçiler, çalıştıkları bölge florasını, endemiklerini bilmeli ve bunların korunması için gereken titizliği göstermelidirler. Unutulmamalıdır ki, Türkiye Florası gibi dev eser ve yörelere göre çok sayıda floristik yayın vardır. Ayrıca TÜBİTAK’ın TÜBİVES’in verilerinden kolaylıkla yararlanma imkânı da mevcuttur.

bölümde dikkat çekilmesi gereken diğer konu da, Türkiye florasına ait bazı değerli bitkilerin, kötü niyetli yabancılar tarafından ğmalanmasıdır. Yabancıların Türkiye’den bitki ve hayvan örnekleri toplamaları, aynen arkeolojik değerlerimiz için olduğu gibi, bazı kurallara uyarak, devletten izin aldıktan sonra çalışmaları yapabilme koşuluna bağlanmıştır. Bununla birlikte kötü niyetli bazı yabancılar, değerli biyolojik varlıkları doğadan toplayıp, yakalayarak ülkelerine kaçırmakta ve bundan ekonomik yarar sağlamaktadırlar. Türklerin misafirperverliğini de bilen kişiler, toplama yaptıkları yöre halkı, hattâ bazan silâhlı kuvvetler mensuplarından yardım görmektedirler. İşin ilginci, kararlardan haberi olmayan bilim adamları yurt dışında ilişkide oldukları yabancı meslekdaşlarına konularda bilinçli bilinçsiz şekilde yardımcı olmaktadır. toplamalarda yabancı toplayıcıların ekonomik yarar elde etmeleri yanında, olayın vahim sonucu, toplamalarda bulunan taksonların yurt dışına götürülmesi ve bitki ve hayvanlarla gelecekte çalışacak Türk biyologlarının taksonlarla çalışmak istediklerinde bunların saklandığı yurt dışı müzelere muhtaç olmalarıdır.

E. TEKLİFLER

konuda alınması gereken teklifler şu şekilde gruplandırılabilir:

1. önce belirtildiği gibi, Türkiye’de tabiat ile ilgili araştırmalar, ağırlıklı olarak üniversitelerde yapılmaktadır. Aynı konularda, kendi görev alanları ile ilişkili olarak bazı devlet kuruluşları da çalışma yapmakta iseler de, onların çalışmaları oldukça sınırlı kalmakta, gerek birbirleri ve gerekse üniversiteler ile aralarında yeterli eşgüdüm sağlanamamaktadır. İlişkiler son yıllarda oldukça artmış bulunmakla birlikte, henüz arzu edilen seviyeye ulaşmış değildir. Tabiatın korunması konuları ile olarak Millî Parklar Dairesi ilgilenmekte ise de, özellikle tıbbî ve kokulu bitkilerle ilgilenen kuruluş, bugüne kadar ortaya çıkmamıştır. sebeple, uzun yıllar boyunca devam olaylar, halen gittikçe artan hızla ve kontrolsuz olarak devam etmektedir. sebeple, an önce tabiatın korunması ve kullanımı konuları ile ciddî olarak ilgilenecek devlet kuruluşuna, adı ne olursa olsun, şiddetle ihtiyaç vardır. Böyle kuruluşta, diğer ilgili meslek elemanları ile birlikte, tabiatı en yakından tanıyan biyologlara (botanikçi ve zoolog) da görev verilmelidir.

2. Tabiat ile ilgili çalışmaların çoğunu yürüten üniversite öğretim elemanları, yoğun olan ve öğrenci sayıları ile doğru orantılı olarak artan, öğretim ve eğitim zamanlarından kalan sürelerde araştırmaları yürütebilmekte ve bunların çoğu, sadece bilimsel çlı araştırmalar olmaktadır. ayrıntılı ve uzun zamana ihtiyaç gösteren, tabiat tahribi ile ilgili konular, elemanlar tarafından, gerek yokluğu, gerekse imkânlar elvermediği için gerçekleştirilememektedir. Diğer taraftan, halkın tabiî bitkileri sevmesi, onlarla ilgilenmesi ve onları tanıması konularında çalışmaların yapılması gerekir. da, eğitim programlarının gözle ele alınması gerektiğini gösterir.

3. Türkiye’de bundan sonra gerçekleştirilecek büyük endüstri tesisleri ile baraj, demir ve karayolları, büyük köprüler gibi tabiat parçaları üzerinde değişikliklere sebep olabilecek yapıların kurulacakları yerlerde etki edecekleri alanların belirlenmesinde, ilgili diğer meslek mensupları yanında tabiat bilimcilerin de görüşleri alınmalıdır. tip tesisler yapılmadan evvel gerçekleştirilmesi gereken ÇED çalışmaları ciddî olarak yapılmalıdır. olay sonucu bölgede meydana gelecek değişiklikleri belirlemede önemli kaynak olacak ve olaylardan etkilenecek özellikle dar yayılışlı, nâdir endemik bitkilerin de kurtarılmasını sağlayacak çalışmanın gerçekleştirilmesi için, üniversiteler başta olmak üzere, ilgili bütün devlet kuruluşları ortak işbirliği içine girmelidir.

4. önce de belirtildiği gibi, Türkiye’de 3000’den fazla endemik bitki türü yetişmekte ise de, bunlardan çoğu herbaryumlarda bulunmamaktadır. Son yıllarda bulunan türler hariç, bunların çoğu, geçen yüzyılın ortalarında yüzyılın başlarında yabancı botanikçiler tarafından toplanmış olup, örnekleri yurt dışındaki herbaryumlarda bulunmaktadır. Bunlardan kısmı nâdir rastlanan bitkiler olup, Türkiye’ yüksek dağlarından toplanmıştır. bitkilerden yurdun batı kesiminde yetişenlerin kısmı Türk botanikçiler tarafından toplanıp herbaryumlara kazandırılmış ise de, henüz yeterince araştırılmamış olduğundan, Anadolu’nun doğu yarısında yetişenler henüz toplanamamıştır. sebeple, Türkiye’de yetişen bütün endemik bitkilerin hem herbaryum materyali olarak toplanması, hem de üreme organlarının toplanarak gen bankalarında saklanması gerekir. konuda önemli gelişme 1992-97 yılları arasında TÜBİTAK-DPT yardımları ile gerçekleştirilen Türkiye Endemik Projesi olmuştur. proje sonucunda, Türkiye’deki endemik bitkilerin % 80’i toplanmış, çoğunun tohumları Menemen’deki Tohum Bankası’nda muhafaza alınmış ise de, o yıllarda şanan terör olayları başta olmak üzere başka sebeplerle Doğu Anadoluda’ki çalışmalar verimli olamamış ve yaklaşık 300 kadar, uzun yıllar evvel toplanan ve yalnız tip örneğinden bilinen bitki taksonunun toplanması mümkün olamamıştır. Ayrıca çoğu nâdir bitkinin canlı olarak muhafazası da türlü sağlanamamaktadır. Uzun yıllardır kurulması teklif edilen Millî Botanik Bahçe ve Herbaryumu’nun vakit geçirilmeden kurulması, lokal, özellikle nâdir bitkilerin toplanması, buralarda yetiştirilerek nesillerinin garanti altına alınmasını sağlayacak en önemli olacaktır. kurumlar örnekleri muhafaza altına alma yetiştirme dışında, halka doğa koruma bilinci verme ve doğayı korumayı öğretme açısından da önemli merkezlerdir.

5. Türkiye’deki millî parklar, çok ormanlık sahalarda ve doğal güzelliği ile bilinen arazi parçalarında ve eski kültür merkezleri ile tarihî bakımdan önemli yerlerde kurulmuşlardır. Ancak, yukarıda sayılan yerlere göre fazla ve önemli bitki türlerine, özellikle endemiklere sahip bozkır sahalarında kurulmuş millî park sayısı yeterli değildir. sebeple, yurdun özellikle endemik bitkilerce zengin bölgelerinde de millî parklar kurulmalıdır. Kurulan ve kurulacak olan millî parklarda, yandan saha dışında, ancak yakın çevrede yetişen nâdir ve dar yayılışlı endemiklerin yetiştirilmesi sağlanırken, diğer yandan mevcut bitkiler en şekilde korunmalı, millî parklardan bilimsel çlı olsa, bitki toplanması kontrol altına alınmalıdır.

6. Tabiatı sevme ve onu koruma bilincinin ilkokuldan başlayarak, öğrencilere ve onları okutacak öğretmenlere, hattâ o öğretmenleri yetiştirecek üniversite ve yüksekokul akademik elemanlarına verilmesi gerekir.

7. Ülkemiz bitkilerinden Vasküler (eğrelti ve tohumlu bitkiler) bitkilerini kapsayan Kırmızı Kitap, son olarak 2000 Yılı’nda tekrar yayınlanmış olmakla birlikte, özellikle tohumsuz bitkilerin koruma statüleri hakkındaki bilgileri, nerelerde yetişen hangi taksonların korunması gerektiği konusundaki bilgiler, konuda uzman olan kişiler dışında başkaları tarafından bilinmemektedir. sebeple, bitki gruplarında da, vasküler bitkilerde olduğu gibi, flora kitaplarının ve kırmızı listelerin hazırlanmasına hız verilmelidir.

1 Euro’ya ev olur mu ? Sasiracaksiniz. Google

1 Euro’ya ev olur mu ? Sasiracaksiniz.

italya detay 1 Euroya ev olur mu ? Sasiracaksiniz.Sicilya belediye başkanı Vittorio Sgabrbi eşine az rastlanır uygulama gerçekleştiriyor.

Sicilya belediye başkanı Vittorio Sgabrbi, Sicilya’nın Trapani vilayetine bağlı Salemi’ merkezinde yer alan eski evleri 1 euro’ satıp kent merkezini yeniden yapılandırmak için kolları sıvadı.

Daily Telegraph’ın haberine göre Başkan Vittorio Sgabrbi sistemle kentin tarihi bakımsız bölgelerindeki yapıları yeniden hayata kazandırmayı planlıyor.

1968 yılındaki depremden büyük yara alan Salemi’ merkezindeki tarihi yerel yapılar bugün çok zor ayakta durabiliyor.

Maddi kaynakları yeterli ve tarihten keyif alan kişileri tercih edeceklerini belirten belediye başkanı evlerin renovasyonu için en az 100 bin euro harcayabilecek kişilerin evleri satın almayı talep etmesini istiyor.

Bölgede yaklaşık 40 yıldır terkedilmiş şekilde duran 1 euro’ satılacak olan konutlara ünlü şarkıcı Peter Gabriel ve İnter Milan takımı başkanı Massimo Moratti de ilgi gösterdi.

Evler satıldıktan iki sene içinde aslına şekilde yenilenmesi kaydıyla satışa çıkarılacak.

Konu üzerine oldukça hassas şekilde eğilen Sgabrbi, Silvio Berlusconi hükümetinin eski Kültür Bakanlığını da yapmıştı.

Salemi’yi yeniledikten sonra sonraki hedefinin eski volkanik ada olan Pantelleria’yı da sistemle yenilemek olduğunu söyleyen Başkan, Naomi Campbell ve Madonna gibi ünlülerin de Pantelleria adasını ında ziyaret ettiğini vurguluyor.

Ortalama 11.436 nüfuslu Salemi mafyalarıyla ünlü Palermo’dan sadece 50 mil uzaklıkta yer alıyor.

KIYAK EMEKLİLİK Google

Tapu işlemlerinin yerine getirilmesini sağlayacak, lisanslı tapu müşavirlik bürolarının oluşması için, ’da tapu dairesi Başkanlığı’nın bünyesinde komisyon kurularak, “LİSANSLI TAPU MÜŞAVİRLİK BÜROLARI HAKKINDA KANUN TASARISI TASLAĞI” hazırlanmıştır. Tapu ve kadastro müdürlüğünde en az 3.yıl görev yapmış olan müdür, müdür yardımcısı, daire başkanı, iç denetçi, hukuk müşaviri, bölge müdürü, bölge müdür yardımcısı, tapu sicil müdürü ve şube müdürlerine sınav şartı aranmaksızın, tapu müşavirlik büroları kurma hakkı tanınacaktır.

Görüldüğü üzere devletin üst düzey memurları hiçte boş durmuyorlar. Kendileri gündeme geldiklerinde, kendilerine münhasır KIYAK tasarıyı hazırlayıp gündeme oturtabiliyorlar.

Ey gözünü sevdiğim devlet memurları.1956-1982 yılları arasında nur içinde yatsınlar, Duayenlerimiz büyük özveriyle ESBABI MUCİBE LAYİHASI (Emlak Komisyonculuğu ve Emlak Müşavirliği Kanun Tasarısını) hazırlamışlar maalesef hayata geçirmeye ömürleri yetmemiştir.

1983 yılında bayrağı teslim alarak aynı mücadeleyi bugüne kadar sürdürdüğümüz halde yani 53.yıldır maalesef meslek kanunumuzu hayata geçirtemedik.

Emlakçılık mesleği dünya’da itibar ve güven mesleği olarak bilinmektedir. Türkiye’de ise durum tamamen tersidir. Emlakçılık; boş adam, ikinci iş, emekli işi olarak görünmektedir. Emlakçılığın en önemli sorunu güven meselesidir. Mesleği disipline edemediğimiz için müşterilerin nezdinde yetersiz emlakçıların veremediği hizmetlerden dolayı güven problemi doğmaktadır. İşte nedenlerden dolayı Emlak Komisyonculuğu ve Emlak Müşavirliği Kanun Tasarısının hayata geçirilmesi elzemdir.

Bizim kanunumuz henüz hayata geçmeden görüldüğü üzere kıyak emeklilik hazırlıkları yapılmakta, emlakçı buradan da darbe vurulmaktadır.

Bizim hazırladığımız kanun tasarısı gelişmiş ülke emlakçılarının kanun tasarısından üstün şekilde hazırlanmıştır. Üzerinde çok uzun çalışmalar yapılarak mükemmel yasa taslağı haline getirilmiştir. 40 yıllık deneyim ve birikimimiz, yasa taslağına dercedilmiştir.

Yasa taslağımız bürokratik açıdan hiç prosedüre dahil edilmeden direkt Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülerek yasalaşmasını talep ediyoruz. Çünkü yasa belli zümrenin değil, herkesin yasası olmasını arzu ediyoruz.

Bunun dışındaki KIYAK yasa çalışmalarını da mesleğimize haksızlık, saygısızlık olarak görüp kınıyorum.

İstanbul Emlakçılar Odası Başkanı
Sabri Ateş

Bomonti’ye Babil’in Asma Bahçeleri gibi konutlar Google

Bomonti’ye Babil’in Asma Bahçeleri gibi konutlar

babil Bomonti’ye Babil’in Asma Bahçeleri gibi konutlar
Ofton İnşaat, Şişli Bomonti’de Elysium Residence ve Elysium Cool projelerinin ardındna şimdi de toplam 346 daireden oluşan projeye başlıyor..

’Elysium Fantastic’ adı verilen rezidans projesinde 37 ila 263 metrekare arasında 1+1, 2+1 ve 3+1 dubleksler ve teraslı penthouse daireler yer alıyor. Uluslararası standartlarda deprem yönetmeliğine inşa edilen projede, cephelerde ısı ve ses yalıtımı, tüm ihtiyacı karşılayacak kapasitede jeneratör, akıllı teknolojisi, her daireye kapalı otopark yer alıyor. Kablolu tv, uydu, digitürk, kombi, klima, beyaz eş salon ve odalar lamine parke, 24 saat güvenlik ve görüntülü diyafon, kumanda edilebilen pancur da diğer özellikleri arasında. Ayrıca projede yer alan Elysium Club’da restaurant, cafe & bar, oyun salonu. Sosyal alanda peyzaj düzenlenmesi yapılmış dört mevsim kullanılabilir yüzme havuzunun yanısıra fitness center, sauna, buhar odası, çocuk oyun odası havuzlu terasda vitamin bar ve barbekü bulunuyor.

Her katta teras ve bahçe

Ofton İnşaat Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Şimşek, projeleri hakkında şunları söyledi: “ proje önceki projelerimize yakın yerde yapılacak. Babil’in Asma Bahçeleri gibi her katta teras ve bahçeler olacak. Benzersiz mimarisi ile yatay yapılaşma örneğini oluşturacak.” Elysium projeleriyle birlikte Bomonti’de fiyatların dolar bazında ikiye katlandığını söyleyen Şimşek, projelerle bölgenin rayiç değerlerine katkıda bulunduklarını belirtiyor.

Elsium zinciri

Ofton İnşaat olarak Alemdağ’da 54 villa 54 rezidans daireden oluşan Elysium Park projesine imza attı. Elysium Park’da 3 yıl önce şam başlarken, projenin arkasından 202 daire ve alışveriş merkezinden oluşan Elysium Residence inşa edildi. Burada da şam başlamış durumda. Yine Alemdağ bölgesinde 50 villa 70 rezidans daireden oluşan ve Elysium Park projesininde devamı sayılabilecek Elysium Garden projesine imza atan Ofton İnşaat, projeyi de teslim etti. Geçtiğimiz yıl Samandıra’da Elysium Life projesini tamamlayan Ofton İnşaat, ayrıca KKTC’de Elysium Residence, Elysium Garden ve Elysium Park adında üç projeye de imza attı.

Beyoğlu Belediye Meclisi, Tarlabaşı’nda 278 binanın yenilenmesine ilişkin avan projeleri tasdik eden Anıtlar Kurulu kararını oy birliği ile onayladı. Google

Beyoğlu Belediye Meclisi, Tarlabaşı’nda 278 binanın yenilenmesine ilişkin avan projeleri tasdik eden Anıtlar Kurulu kararını oy birliği ile onayladı.

toki Beyoğlu Belediye Meclisi, Tarlabaşında 278 binanın yenilenmesine ilişkin avan projeleri tasdik eden Anıtlar Kurulu kararını oy birliği ile onayladı.
Toplu Konut İdaresi (TOKİ), kredi borçları erken ödeyenlere borçlarda indirim uygulayacak.

TOKİ’den verilen bilgiye göre, kredi kullananların borçlarını yıl ‘ defada’ ödemeleri halinde, borçlarında konut büyüklüğüne göre yüzde 15-35 arasında, ‘4 eşit taksitte’ ödemeleri halinde ise yüzde 10-30 arasında indirim yapılacak. Uygulamayla kredi kullanıcılarına borçlarını düşük tutarda kapatma imkanı getirilirken, TOKİ de nakit kaynaklarını güçlendirmeyi öngörüyor. TOKİ, toplu konut yapımcılarına (kooperatiflere, kooperatif birliklerine, sosyal yardımlaşma kurumlarına, yapımcılara-satmak üzere konut üreten gerçek ve tüzel kişiler ve belediyelere) mevzuat çerçevesinde, 150 metre kareye kadar olan konutlar için tamamlama kredileri kullandırıyor.
Kredi kullanıcılarının, borçlarını erken kapatmak için önce krediye aracılık ilgili bankalara başvurmaları gerekiyor. Buna göre kredi borcunun defaten yıl içinde ödenmesi halinde, toplam borç tutarında, 61 metre kareye kadar konutlar için yüzde 35, 81 metre kareye kadar olan konutlar için yüzde 30, 101 metre kareye kadar olan konutlar için yüzde 25, 150 metre kareye kadar olan konutlar için yüzde 15 indirim yapılacak. Boçluların 4 taksit halinde borçlarını kapatmak istemeleri halinde ise toplam borç tutarında, 61 metre kareye kadar olun konutlarda yüzde 30, 81 metre kareye kadar olan konutlarda yüzde 25, 101 metre kareye kadar olan konutlarda yüzde 20, 150 metre kareye kadar olan konutlarda yüzde 10 indirime gidilecek.
Kredi geri ödemeleri
Kredi borçları, geri ödeme döneminde, memur maaş artış oranı esas alınarak, 6 ayda artırılıyor. 100 metre kareye kadar konutlarda kredi geri ödemeleri memur maaş artış oranına endekslenirken, 100 metre kareden büyük konutlarda oran, memur maaş artış oranının yüzde 10 fazlası olarak uygulanıyor. Ayrıca 100 metre kareye kadar olan konutlara 10 yıl, 150 metre kareye kadar olan konutlara 5 yıl vadeli kredi kullandırılıyor. Kredi geri ödemeleri başladıktan sonra kredi kullanan kişiler, isterlerse kalan borcun tamamını seferde ödeyerek borçlarını kapatabiliyor. durumda kalan borçtan konut büyüklüğüne göre yüzde 5-20 oranında indirim yapılabiliyor. TOKİ, aldığı karar ile indirim oranını yıl için yüzde 15-35′e çıkarmış oldu. Kredinin 1 yıl içinde 4 eşit taksitte de ödenmesi halinde borçtan yüzde 0,5-2 arasında yapılan indirim de yıl yüzde 10-30′a çıkarılmış oldu.

KAMULAŞTIRMA (RIZAİ) Google

a) Açıklama ve İstenen Belgeler
Kamulaştırma, Devlet kamu tüzel kişilerince, kamu yararının gerektir¬diği hallerde, karşılığını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamına kısmına el konulması üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi işlemidir.
Kamulaştırmanın tapuya tescili malikin rızasıyla (rızaen) mahkeme kararı ile (hükmen) yapılmaktadır (Bkz. Hükmen Kamulaştırma Akitsiz İşlemler bölümünde açıklanmıştır.). Kamulaştırılacak taşınmaz malın maliki kamulaş¬tırmaya razı olursa, Tapu Kanununun 26. Maddesine göre tapu sicil müdür¬lüğünce resmi senet düzenlenir. resmi senedi taşınmaz maliki ile kamulaş¬tırmayı yapan idarenin temsilcisi imzalar. Esas itibariyle işlemin satıştan farkı yoktur. Malik resmi senede “tezyidi bedel (bedeli artırmak için dava açma) hakkının saklı olduğu” yolunda kayıt düşülmesini talep edemez. Çünkü kamulaştırma Kanununun 4650 sayılı kanunla değişik 10. Maddesi uyarınca anlaşma suretiyle yapılan kamulaştırmalarda tezyidi bedel davası açma imkanı kalmamıştır.
Taşınmaz malın tümü değil de kısmı da kamulaştırılabilir. Hisseli taşınmazlarda birkaç hissedarın yerinin kamulaştırılması mümkündür.
Taşınmaz üzerinde ipotek, haciz, ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, vakıf şerhi ve benzeri takyitler bulunması kamulaştırmaya engel değildir. Taşınmazın mülkiyetinin davalı olması da kamulaştırmayı engellemez.
Trampa yolu ile kamulaştırma yapılması mümkündür.
Kamulaştırmanın tescili için tapu sicil müdürlüğünce aşağıdaki belge¬ler istenir.
a) Kamulaştırıcı idarenin temsilcisini de gösterir yazılı talebi.
b) Kadastro müdürlüğünün üst yazısına ekli kamulaştırma haritası ve ekleri (3 takım dosya).
c) Taşınmaz maliki ve kamulaştırıcı idare temsilcisinin nüfus cüzdanları ile malikin adet fotoğrafı.
d) Tarafların vergi kimlik numaralarını gösterir vergi dairesinden alınmış belge. (İdare vergiden muafsa idarenin vergi numarası aranmaz)
b) Resmi Senedin Yazımı
BİR TARAFTAN : Ali TANILIR: Hikmet oğlu (Vergi No:…)
DİĞER TARAFTAN: Karayolları Müdürlüğünü temsilen İzzet SEVİŞ,
aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.
İş resmi senedin arka sayfasındaki özel sütunlarında bütün özellikleri yazılı, Kastamonu İli Merkez İlçe Kurtu Mahallesi Ilıman Handabaş Mevkiinde kain 150 ada 44 parseli teşkil 40 m2 miktarlı bahçe vasıflı parselin tamamı Hikmet oğlu Ali TANILIR adına kayıtlı iken; kez, iş taşınmaz malın tamamı İstanbul – Kastamonu – Samsun Devlet Yolunun Kastamonu şehir içi geçişi nedeniyle Karayolları Müdürlüğü 4. Bölge Müdürlüğünün 17.12.1992 tarih 56646 sayılı ve 29. Noterliği tarafından tasdikli 22.12.1992 tarih 24686 sayılı talepleri kıymet taktir raporu ve kamu yararı kararı gereğince kamulaştırıldığından iş malik taşınmaz malının tamamını 12.080.000 TL (on iki milyon seksen bin) TL. bedeli karşılığında Karayolları Müdürlüğüne devrettiğini ve kamulaştırıcı idare adına tescilini talep ettiğini, diğer taraftan Karayolları Müdürlüğünü temsilen İzzet SEVİŞ de iş yukarıda yazılı taşınmaz malın tamamını aynı bedel ve şartlarla devraldığını, Karayolları Müdürlüğü adına tescilini talep ettiğini beyan etmiştir…..
c) Tapuya Tescili

5.5.2000 2376

Ali TANILIR: Hikmet oğlu İntikal 3.4.1986 1743

Karayolları Müdürlüğü Kamulaştırma 5.5.2000 2376

d) Tapu Senedinin Yazımı
İş taşınmaz malın tamamı Hikmet oğlu Ali TANILIR adına kayıtlı iken İstanbul – Kastamonu – Samsun Devlet Karayolunun Kastamonu şehir içi geçişi nedeniyle Karayolları Müdürlüğü’nce kamulaştırıldığından, kamulaştırma işleminin tesciline istinaden düzenlenmiştir.
e) İşlemin Mali Yönü
Kamulaştırma işleminin tescilinde, 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı Tarifenin 20.a Pozisyonu uyarınca kamulaştırıcı idare harçtan muaf değilse kamulaştırma bedeli üzerinden satıcı ve alıcı ait toplam, Binde 30 oranındaki harcın idareden tahsili gerekir.
Trampa şeklinde yapılan kamulaştırmalarda harçların trampada olduğu gibi her taşınmaz için ayrı ayrı hesaplanması gerekir.
İrtifak hakkı kurulması şeklinde yapılan kamulaştırmalarda kamulaştırıcı idareden, kamulaştırma bedeli üzerinden, Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı Tarifenin 20.e pozisyonu uyarınca, Binde 15 oranında harç tahsili gerekir.
İrtifak hakkı değişiklik beyannamesine damga pulu yapıştırmaya gerek yoktur.
İdarelerin kamulaştırma yolundan farklı olarak satın alma suretiyle de taşınmaz edinmeleri mümkündür. Kamu yararı kararına gerek olmayan gibi hallerde satıcı tarafa ait harcın idareden tahsiline imkan yoktur, satıcının ödemesi gerekir. Yine, satış işlemlerinde idare harçtan muaf ise satıcı da harçtan muaf sayılmaz. Ancak satış ile kamulaştırmadaki rızai ferağı karıştırmamak lazımdır. idareye taşınmaz devrinin kamulaştırma mı, satış mı olduğunu ayırmak için kamu yararı kararının olup olmadığına bakılır. Kamu yararı kararı varsa kamulaştırma sayılır.
f) Diğer Resmi Senet Örnekleri
1) KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN TEZYİDİNE DAİR
DAVA HAKKI SAKLI KALMAK ŞARTI İLE SATIŞ
BİR TARAFTAN…..: …..
DİĞER TARAFTAN:….
aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.
Bütün özellikleri resmi senedin arkasındaki özel sütunlarında yazılı, Rize Çayeli İlçesinde bulunan Ada:81 Parsel:41 numarasını teşkil 906.50 m2 miktarındaki arsa Halil oğlu Fehmi Gürel adına kayıtlı iken, iş taşınmaz malın tamamı Rize Belediyesi tarafından Otobüs Terminal sahası ihtiyacı için kamulaştırılmasına karar verilmiş olduğundan; kez, Fehmi Gürel iş arsanın tamamını “kamulaştırma bedelinin tezyidine dair talep ve dava hakkı saklı kalmak şartı ile” 317.270.000. (Üçyüzonyedimilyonikiyüzyetmişbin) TL. bedelle Rize Belediyesine kamulaştırma suretiyle devrettiğini kamulaştırma bedelini Rize Belediyesi Muhasebesinden bilahare evrak karşılığı alacağını, tescilini talep ettiğini; Rize Belediyesi adına Belediye Başkanı …………………. da iş arsanın satışını aynı bedel ve şartla kabul ettiğini birlikte talep ve beyan ettiler….
AÇIKLAMA : Kamulaştırma işleminin her aşamasında idare ile malik anlaşırsa resmi senet düzenlenerek tescil yapılır (Kam.K.8). Resmi senet düzenlenerek yapılsa dahi işlem kamulaştırma işlemi sayılır. nedenle harç ve masrafların muaf değilse idare tarafından ödenmesi ve tapu kütüğünün edinme sebebi sütununa satış değil “kamulaştırma” yazılması gerekir.
Kamulaştırma bedeli il ilçe idare komisyonu tarafından belirlenmiş ise, malikin bedele itiraz hakkı vardır. nedenle itiraz (dava) hakkını saklı tutarak kamulaştırmayı kabul edebilir. Böyle halde “Tezyidi bedel hakkı saklı olmak kaydıyla” şeklinde resmi senette belirtme yapılması gerekir (TKGM. Gn.1467).

2) KAT MÜLKİYETİNE ÇEVRİLEN TAŞINMAZIN
İFRAZEN İSTİMLAKI
BİR TARAFTAN…..: …..
DİĞER TARAFTAN:….
aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır.
Bütün özellikleri resmi senedin arkasındaki özel sütunlarında yazılı, Gölcük Değirmendere Köyü Köyiçi Mevkiinde kain pafta 2, parsel 99 numarasını teşkil 1075 m2 miktarındaki bağ ve kargir evin kat mülkiyeti kütük sayfa 6 da kayıtlı zemin kat 1 Nolu ve 1/3 arsa paylı meskeni Hasan kızı Nezife Kiper ve kütük sayfa 7 de kayıtlı birinci kat 2 nolu ve 1/3 arsa paylı mesken Ethem kızı Vecihe Yüksel ve kütük sayfa 8 de kayıtlı ikinci kat 3 nolu ve 1/3 arsa paylı mesken Ethem oğlu Adnan Kiper adlarına kayıtlı iken; kez anagayrimenkul üzerindeki İmar Uygulaması sebebiyle Leyla Atakan Caddesine tesadüf 115 m2 lik kısmının Değirmendere Belediyesi Encümeninin 28.5.1979 tarih 289 sayılı kararı ile kamulaştırılmasına karar verilmiş olduğundan evrak arasında mevcut Kadastro Müdürlüğü tarafından kontrol edilen 18.4.1974 tarihli krokili beyannamede gösterildiği şekilde 1075 m2 miktarındaki anagayrimenkulü üç kısma ifraz edip, bunlardan “A” harfiyle işaretli 115 m2 miktarındaki kısmını 317.900.000. (Üçyüzonyedimilyondokuzyüzbin) TL. bedelle Değirmendere Belediyesine sattıklarını satış bedelinden bağımsız bölümlerine tahsis edilen 1/3 er arsa paylarına isabet kısımlarını bilahare evrak karşılığı Değirmendere Belediyesinden alacaklarını ve Belediye adına tescilini istediklerini; alıcı Değirmendere Belediyesi adına Başkan Mehmet Çetinkaya da iş “A” harfiyle işaretli 115 m2 lik kısmın satışını aynı bedelle kabul ettiğini ve M.K.nun 999. Maddesi gereğince sicilden terkin edilmesini istediğini; …

Tapu garantili konut satışı yapılabilir mi? Google

“Tapu Garantili” konut satışı hukuki açıdan ne anlama geliyor? Konut tapusu nasıl olmalı?


kısım inşaat- konut firmaları tarafından televizyon ve gazetelerde yayınlanan reklam ve ilanlarda sıkça kullanılan deyim-hatta slogan var: “tapu garantili konutlar-işyerleri” . “Tapu garantili konut-işyerleri” deyiminin anlamını hukuk tekniği açısından irdelemekte yarar görüyorum.

1- “Tapu garantisi verilemez”, ancak “tapu senedi” verilebilir.

Hukuk tekniği açısından “tapu garantisi” şeklinde deyim-kavram bulunmamaktadır. deyimin, eski yıllarda imar affı uygulaması çerçevesinde elinde “tapu tahsis belgesi” bulunan vatandaşlara, belediye başkan adaylarının “tapu dağıtma” vaadini içeren siyasi hatırayı içermesi dışında orijinalliği bulunmamaktadır. konuda bilinmesi gereken en önemli ayrıntı şu: Taşınmazın parasını ödedikten sonra tapu müdürlüğü tarafından düzenlenmiş “tapu senedi” almışsanız en önemli garanti budur.

2- Kat Mülkiyeti Tapusu” –“Kat İrtifak Tapusu” Ayrımı Önemlidir.

Tapu müdürlüğü tarafından verilmiş olan tapu senedinin de “kat mülkiyeti tapusu” olmasına dikkat edilmelidir. Kat irtifak tapusu, yaygın halk deyimi ile arsa tapulu konut, her mülkiyet hakkının sizin lehinize doğmuş olduğunun garantisini içermez.

Kat irtifaklı bina tapuda halen “arsa” niteliğindedir.“Arsa” niteliğinden “bina” niteliğinde kat mülkiyeti esasına yapının kurulabilmesi için;

1- Yapının tamamlanmış olması,
2- İskan ruhsatının verilmiş olması;
3- “Arsa” nın, “bina” olarak cins değişikliğinin gerçekleştirilmesi, zorunludur.

Özetle, “tapu garantili” deyimi hukuk tekniği açısından hiç bağlayıcı- sonuç doğurucu yön taşımadığından tür ilan ve reklamlara fazla prim verilmemelidir. Ayrıca, konut satışına aracılık ve “mesleki”(!) formasyonu 10 kadar ezberletilmiş pazarlama cümlesinden ibaret şahıslara da itibar edilmemelidir.

Av. Mehmet Parlak
mehmetparlak@emlakkulisi.com

Issiz kalani ev sahibi yapicak ! Google

Issiz kalani ev sahibi yapicak !

maketpara detay Issiz kalani ev sahibi yapicak !Bankaların konut kredilerini çeşitlendirmesi, her kesimden tüketiciyi sahibi yapmanın yolunu açtı.

Sektörde tek başına almaya bütçesi yetmeyen iki kişinin taksit tutarını aralarında bölüp ödemelerine dayanan krediler olduğu gibi işsizlik ve ferdi kaza sigortası şartlarını kapsayan konut kredileri de çıktı. Hatta artık tüketiciye aylık konut kredisi taksidini ayda seferde ödemek yerine 14 günde iki eşit taksitte ödeme imkanını getiren alternatifler de var.

2008 yılının 7 ayında yüzde 19 civarında büyüme kaydeden ancak Amerika’daki mortgage krizi ve politik konulardaki belirsizlikler ile negatif etkilerin de görüldüğü konut kredisi pazarı, bugünlerde banka ve finans kuruluşlarının farklı kampanya ve kredi alternatifleriyle rekabetine sahne oluyor.

Sektörde balon ödemeli, 3 da 6 ayda ödemeli da sadece faiz ödemeli gibi farklı kredi modelleri birbiriyle rekabet ederken, tüketiciye aylık konut kredisi taksidini ayda seferde ödemek yerine 14 günde iki eşit taksitte ödeme imkanı veren modelde anapara üzerindeki faiz yükü azaldığı için maliyetler ortalama yüzde 20 düşerken, tüketiciler kredi borcunu 5 yıl kısa sürede bitirebiliyor.

“Kişiye özel mortgage” kavramı geliştiren bankaların her gelir grubuna hitap alternatifleri arasında sektörde tek başına almaya bütçesi yetmeyen iki kişinin taksit tutarını aralarında diledikleri gibi bölüp, bütçelerine göre ödeme yaparak ortaklaşa alabildiği krediler olduğu gibi kredi açılış masrafları, sigortası primleri, ekspertiz ücreti, ipotek masrafı gibi harcamaların da taksitlendirilmesi imkanını sunan seçenekler de yer alıyor.

Sektörde müşterilere ”istem dışı işsiz kalması riskine karşı içerdiği teminat haricinde, kaza sonucu şamını kaybetmesi, kaza sonucu sürekli sakat kalması” durumunda İşsizlik ve Ferdi Kaza Sigortası ve özel şartlarını kapsayan konut kredisi de verilmeye başlandı.

ÖDEME PLANINDA ORTA VADELİ GELİR DURUMUNA DİKKAT

Uzmanlar tüketicilerin ödeme alternatiflerinin çokluğunun önemli fırsatları barındırdığına dikkat çekiyor. Oluşan bazı negatif beklentiler sebebiyle konut fiyatlarında belli gerileme olduğunu belirten Finansbank Mortgage İş Geliştirme Grup Yöneticisi Erkin Aydın, “ gerileme ile konut kredisi faiz oranlarındaki artışın birleşik etkisi düşünüldüğünde, benzer konut almak isteyen müşterinin, Ocak ayında toplam ödemesi gereken tutar ile şu anda ödemesi gereken tutar arasında çok fazla fark . Dolayısıyla da tüketicilerin konut ihtiyacını yatırım kararlarını ertelemek yerine kendilerine toplam maliyeti düşünerek kararı vermelerini öneriyoruz” diyor.

Uzmanlar, “Müşteriler sadece faiz durumu da mevcut gelir durumlarını değil, bunun orta vadede nasıl gelişeceğini de düşünmeli” değerlendirmesinde bulunuyor.

Vatan

ANTEPFISTIĞI ZARARLILARI Google

ANTEPFISTIĞI ZARARLILARI

SERT KABUKLU MEYVELERİN HASTALIK VE ZARARLILARI

ANTEPFISTIĞI ZARARLILARI

Antepfıstığı, meyveleri taze ve kuru olarak iç ve dış pazarlarda her alıcı bulan; son yıllarda ülkemize önemli oranda döviz kazandıran; satış değeri yüksek, verimi ve bakım giderleri ucuz olan önemli meyve çeşidimizdir.

FISTIK YAPRAK PSYLLASI (Agonoscena targionii)

Ülkemiz Antepfıstığı alanlarında gerek yayılış alanı ve gerekse yoğunluk bakımından en önemli zararlılardan biri Fıstık Yaprak Psyllasıdır. Antepfıstığı psillidi olarak da isimlendirilir (Şekil 28).

 ANTEPFISTIĞI ZARARLILARI

Şekil 28. Fıstık yaprak psyllası nimfleri.

Yumurtadan çıkan nimfler, yapraklarda bitkinin özsuyunu emerek beslenirler. Zarar gören yapraklar sararıp dökülürler. Yaprakların ından önce dökülmesi, hem ağacın zayıf kalıp bodurlaşmasına, hem de sürgünlerdeki yıl sonra meyve verecek karagözlerin dökülmesine sebep olmaktadır. Nimfler, beslenmeleri esnasında tatlımsı madde salgılamaktadır. Zararlının çok yoğun olduğu ağaçların altı, toz şeker serpilmiş gibi görünür.

ANTEPFISTIĞI YAPRAK BÜKEN PSYLLASI

(Agonoscena targioni)

Antepfıstığı alanlarında fıstık koşnili, fıstık torbalı koşnili, fıstık beyaz kabuklubiti (Şekil 29) ve fıstık virgül kabuklu biti olmak üzere 4 farklı tür bulunmaktadır.

 ANTEPFISTIĞI ZARARLILARI

Şekil 29. Fıstık beyaz kabuklu biti

Larvalar, yaprakların özsuyunu emmek suretiyle zararlı olurlar. Yoğunluğun fazla olduğu fıstık bahçelerinde sürgün ve dallar gelişemez, yapraklar ından önce dökülür. Sonuçta fıstık ağaçları zayıf kalır, meyve verimi ve kalitesi düşer.

Fıstık koşniline karşı mücadelede kültürel önlem olarak, yoğun şekilde bulaşık dal ve sürgünler budama sırasında kesilerek bahç uzaklaştırılmalıdır. İlaçlı mücadelede, yumurtaların tamamının tamamına yakın kısmının açıldığı dönem, en mücadele ıdır.

ŞIRALI ZENK

Nimflerin yan yana yürümeleri ile karakteristiktir. Fıstık alanlarında önemli zararlılardan birisidir. Ergin ve nimfleri bitki özsuyu ile beslenirler. Ayrıca salgıladıkları tatlımsı madde nedeniyle fumajin oluşumuna neden olmakta ve bunun sonucu olarak, aynı yıl ürünü nitelik ve nicelik olarak olumsuz yönde etkilemektedir. Şıralı Zenke karşı mücadelede yaz aylarında nimfler hedef alınır.

ANTEPFISTIKLARINDA MEYVE İÇKURTLARI

1 – Fıstık iç güvesi

2 – Antepfıstığı meyve iç kurdu

Fıstık iç güvesinin larvaları (Şekil 30) henüz taze olan meyve kabuğunu meyve sapına yakın yerden delerek içeri girmekte ve oluşan meyve içini tahrip etmektedir. Larvalar buldukları meyvede besin azaldığında başka meyvelere geçerek zararlarına devam etmektedir. larva 8-12 meyveyi tahrip etmektedir.

Meyve içlerinde genç larvaların görüldüğü dönem en mücadele ıdır.

fistik-ic-güvesi-larvasi

Şekil 30. Fıstık iç güvesi larvası

FISTIK DAL GÜVESİ

Antepfıstıklarında sürgünlerin uç kısımlarında beslenerek büyüme konisini tahrip , salkımlar yolu ile sürgün içinde galeri açarak beslenen, sügün ve yapraksız salkımların oluşmasına neden olan önemli zararlıdır (Şekil 31).

Fıstık dal güvesinin mücadelesinde, yumurtalardan çıkan genç larvaların, sürgün içindeki asıl beslenme yerlerine ulaşmadan ilaçla temas edip ölmeleri hedef alınmaktadır.

 ANTEPFISTIĞI ZARARLILARI 

Şekil 31. Fıstık dal güvesinin zarar şekli

FISTIK KARAGÖZ KURDU

Fıstık karagöz kurdu, üreme ve beslenme zararı olmak üzere iki şekilde zarar yapmaktadır. Üreme sırasındaki larvalar, ağaçlarda galeri açarak iletim kanallarını tahrip etmekte ve kurumalarına neden olmaktadır. Beslenme sırasında sürgün ve meyve gözleri diplerinde beslenmekte, meyve gözleri kurumakta ve dökülmektedir.

Fıstık karagöz kurduna karşı mücadelede, kimyasal mücadele ekonomik ve başarılı olmamaktadır. Bunun yerine ekonomik ve etkisi kesin olan kültürel önlemler öğütlenir. Şubat ve Mart aylarında bahçelerdeki budama artıkları demet yapılır ve tuzak olarak ağaç altına bırakılır. Bahçede bulunan bütün erginler üremek amacıyla dalların içine girerler ve yumurta bırakırlar. Erginlerin giriş deliklerinden talaş çıkmaya başlayınca demetler toplanıp yakılmalıdır.

FISTIK GÖZKURDU

İlkbaharda yumurtadan çıkan larvaların zararı sonucu fıstık ağaçları çiçek açmamakta ve meyve bağlamamaktadır.

ANTEPFISTIĞI HASTALIKLARI

KARAZENK HASTALIĞI

Antepfıstıklarının en önemli hastalığıdır. Hastalığın tipik belirtileri, yaprakta ve meyve kabuklarında görülen koyu kahverengi siyah nokta şeklinde lekeler olup, yaprağa dağılmış olabilirler.

Hastalıkla mücadelede, sonbaharda yere dökülen bulaşık yaprakların toplanıp yakılması derince sürülerek gömülmesi en önemli rolü oynar.

Kimyasal mücadelede 1. ilaçlama, meyvelerin ğday tanesi ile iri mercimek tanesi kadar olduğu dönemde yapılmalıdır.